Ben hiçbir zaman senden giderken usulca gitmedim ki. Vazgeçip geri dönmemek için hep koşarak gittim. Ama sana geri dönerken de yavaşça yürüdüm karşılaşalım diye..
yazarın anlatım dili tüm kitaplarında aynı neredeyse, ilk başlarda sıradan şeyler okuyormuşçasına içten içe sıkılsan da karakteri anlamaya, kendinden bir şeyler bulmaya başladıkça ne olacağını merak edip sonlara doğru daha da hızlanan bir deneyim yaşamış oluyorsun.
bu kitap özelinde konuşmam gerekirse;
odasında kendi kendine belki de birçok kişiye hafif gelecek ama onun bir türlü başa çıkamadığı hisleriyle boğuşan bir kızı izlemekle başlarken sonrasında etrafındaki insanların da neler ile boğuştuğunu gösteriliyor ve hepsinin sorunu farklı olduğu gibi başa çıkma yöntemleri de farklı..
sanki bir apartmanın tüm pencerelerinden içeri bakıp birçok hayat mücadelesi izlemek gibi..
ama onları bir araya getiren şey ise aynı "başkaların koyduğu kalıplara sıkışmış olmak ve bundan kendi yöntemleriyle kaçarken hayatın onları bir araya getirmesi.."
kimsenin sevgisi, onayı ya da memnuniyeti için kendimizi olmak istemediğimiz kalıplara sokmamalıyız..
sanırım bana tam olarak hissettirdiği bu..