“Bir erkeğin organlarını orak biçimi kesip çıkarmakla bütün duygularını öldüremeyeceklerini nereden bilebilirlerdi ki? Bütün gün, dünyanın dört bir köşesinden seçilerek gitmiş nadide güzelleri ve onların gümüş endamlarının çıplaklığını seyredip de heyecanlanmamak mümkün müydü? Taş olsa cana gelirdi.”
“Osmanlı sarayında bir Türk’ün hesabını kim sorardı ki? Sarayın ileri gelenleri, vezirleri ve üst görevlileri ya Sırp, ya Hırvat, ya Rum, ya Macar, ya Çerkez, ya İtalyan ya da benim gibi Afrikalılardı. Bir Türk’ün imparatorlukta büyük görevlere getirilmesi şaşkınlık uyandıracak bir gelişme olurdu. Osmanlı Sarayının gelmiş geçmiş en büyük veziri, on sekiz yaşına kadar Ortodoks Kilisesi’nde ilahi söylemiş olan Bayo Sokoloviç’ti.(Sokullu Mehmet Paşa)”
“ Yaşam, şimdi ancak kavranılması ve anlaşılması gereken; oysa yaşanması, gerçeğine inilmesi ilerideki yıllara atılan bir yabancı öğe gibi önümüze getirilmiş. Coğrafya derslerine getirilen yerküre gibi.”