Ayfer Tunç’un kalemiyle geçen sene tanıştım. Daha önce Aziz Bey Hadisesi’ni okumuştum, kısa bir kitap da olsa bende yarattığı hisler çok yoğundu. Bu seride de yine öyle oldu. Bazen okuduğum şeyleri sindirmesi zor da olsa Ayfer Tunç’un insana dair, hayata dair anlattıklarını okumayı seviyorum.
Serinin ilk kitabı “Kapak Kızı”. Yeşil Peri Gecesi ve Osman’ı daha sonrasında uzun aralıklarla yazıyor Ayfer Tunç. (Kapak Kızı-1992, Yeşil Peri Gecesi-2010, Osman-2020). Kapak Kızı’nı yazdığı yıllarda Şebnem’in ağzından 2. Kitabı yazmak için kendini hazır hissetmemiş, dinlediğim bir podcastte öyle anlatıyordu.
İlk kitap Kapak Kızı’nda asıl karakterlerimizin hiçbirini henüz tanımıyoruz. Şebnem’in geçmişinden kesitlere karakterlerimiz Selda ve Ersin aracılığıyla tanıklık ediyoruz sadece. Bünyamin, Selda ve Ersin'in Şebnem üzerinden kendi hayatlarını, kendi korkaklıklarını sorgulamalarına tanık oluyoruz (Dikkat: bu konuşmalar sizde de pek çok sorgulamaya sebep olabilir. :) ) Bu da bende bir sonraki kitaba dair oldukça merak uyandırdı, Şebnem’i daha yakından tanımak istedim.
“Gün geliyor, insan yaşamak oyununun hiç de kolay olmadığını anlıyor, bir zamanlar mükemmel bulduğu işleyişte inanılmaz yanlışlar buluyordu.” Syf. 174 – Selda
“Korkaklığın kendisini ulaştırdığı nokta işte burasıydı, ortalama biri olup çıkmıştı sonunda.” Syf. 135 – Ersin
“O küçük tatlı kız ile dergideki fotoğraflar arasındaki uzun yol ne zaman nasıl kat edilmiş olabilirdi?” syf. 86
Erotik bir derginin kapak fotoğraflarında yer alma kararına Şebnem'i iten o güç neydi? Şebnem bunu neden yaptı? Hayattan intikamını kendini mahvederek almak gerçekten imrenilmesi gereken bir cesaret örneği miydi? Yeşil Peri Gecesi’nde daha iyi anlıyoruz Şebnem’in ruh halini ve taşlar biraz daha yerine oturuyor bence. Kapak Kızı