Doğa sizi yarasa olarak yaratmışsa, kendinizi nasıl devekuşu yapabilirsiniz? Kendinize bazen acayip biri gözüyle bakıyor, çoğunluğun gittiği yolu izlemediğiniz için kahroluyorsunuz. Böyle davranmayı bırakın. Ateşe bakın, bulutları seyredin; içinizde kimi sezgiler uyanıp ruhunuzdan kimi sesler yükselmeye başladığında, kendinizi bırakın onlara; böyle bir şey acaba öğretmeninizin ya da beybabanızın ya da aziz bir tanrının işine gelir mi, gelmez mi; onlar bunu hoş karşılar mı, karşılamaz mı diye düşünmeyin hiç! Çünkü insan kendini yiyip bitirir yoksa. Bu, insana soluğu kaldırımda aldırır, fosilleştirir onu. Dostum Sinclair, bizim tanrımızın adı Abraxas’tır, hem tanrı hem de şeytandır o, hem aydınlık hem de karanlık dünyayı barındırır. Abraxas’ın ise sizin düşüncelerinizden hiçbirine, sizin düşlerinizden hiçbirine itirazı yoktur. Bunu asla aklınızdan çıkarmayın. Ama siz kusursuz, normal biri aşamasına yüceldiğinizde, o sizi terk eder ve düşüncelerini pişirip kotaracağı yeni bir kap arar kendine.
Bizler, kişiliğimizin sınırlarını her zaman fazlasıyla dar çizeriz. Yalnızca bireysel bakımdan değişik gördüğümüz şeyi, kişiliğimizin kapsamı içine alırız. Oysa dünyadaki her şey bizde, bizim her birimizde vardır; nasıl ki bedenimiz başlangıcı balığa ve hatta ondan da gerilere uzanan bir gelişim sürecinin izlerini taşıyorsa, ruhumuz da şimdiye kadar insanların ruhlarında yaşamış olan her şeyi kendisinde saklı tutar.
Dış dünya batıp gitse bile, bizlerden biri çıkıp onu yeniden kurabilir çünkü dağ ve ırmak, ağaç ve yaprak, kök ve çiçek, doğada şekillenmiş ne varsa hepsinin örnekleri bizim kendi içimizdedir, bizim ruhumuzdan kaynaklanmaktadır hepsi ve bu ruhun özü sonsuzluktur; biz tanımayız bu özü ama biz onu tanımasak da, söz konusu öz, sevgi gücü ve yaratıcı güç kimliğinde kendini açığa vurur.
Müzik çok hoşuma gidiyor; nedeni de hemen hemen hiç ahlakçılık taslamaması. Müzikten başka her şey de ahlakçı bir taraf var; ben de bu özelliği içermeyen bir şey arıyorum.