Hiç kimse, tartışmacıların hiçbiri, öne sürülen nedenler karşısında fikrinden cayma belirtisi göstermiyordu. Ve ansızın irkilerek, hatta bedenimde hissederek bu irkilmeyi, şunu anladım: Her zaman böyledir bu. Bir başkasına bir şey söylemek: O sözlerin bir etkisi olacağını nasıl bekleyebiliriz? İçimizden her zaman akan düşünceler, resimler ve duygular ırmağı, bu azgın ırmak öyle şiddetli ki, bir başkasının bize söylediği bütün sözlerin, eğer o sözler tesadüfen, tamamıyla tesadüfen kendi sözlerimize uymuyorlarsa, sulara kapılıp gitmemesi, unutulmaya terk edilmemesi bir mucize olurdu. Benim için durum farklı mı diye düşündüm. Ben bir başkasına gerçekten kulak verdim mi hiç? Onu söyledikleriyle birlikte içime aldım mı, içimdeki ırmağın yönünün değişmesine izin verdim mi?
Tanrı kendi kaldıramayacağı bir taş yaratabilir mi? Sorunun yanıtı hayırsa, her şeye kadir değildir; evetse, yine her şeye kadir değildir, çünkü o zaman da taş vardır ortada.
Saydamlıkları ve sertlikleriyle camdan yapıları andıran yalnız düşüncelerine uygun bulduğu müzik hangisiydi acaba? Düşüncelerini onaylar tarzdaki müzikler mi aramıştı, yoksa merhem gibi gelen, onu uyuşturan, sarıp sarmalamasa da sakinleştiren melodilere ve ritimlere mi ihtiyaç duymuştu?