Zilan Yıldırım

Zilan Yıldırım
@sofia713117
Böyle ağız dolusu gülebilecekken, böyle neşeyle şakalaşabilecekken, silaha sarılıp tıpatıp kendilerine benzeyen başka insanlara kurşun sıkarak onları delik deşik edemezler, die geçiriyordum içimden. Ya da, böylesine güzel gülebilen insanlar ölmez, öldüremez, diye geçiriyordum.
Sayfa 100·Kitabı okudu
Reklam
Yani, insan bir savaş alanıydı. Ceket, gömlek, pantolon yada etek giymiş, kravat takmış, tıraş olmuş, kokular sürmüş bir savaş alanı. Gülümseyen bir savaş alanı. Öpen hatta, okşayan, konuşan, susan, çiçekler alıp çiçekler veren bir savaş alanı... Peki, bir barış bahçesi olamaz mıydı aynı insan? Şöyle, güllerin kuş cıvıltılarına, kuş cıvıltılarının güllere karıştığı, mutlu yüzlerle dolu rengârenk bir barış bahçesi?
Sayfa 98·Kitabı okudu
Zaten, bir zamanlar bana ak sakallı kesenin anlattığına göre, adına savaş denen şey, yeryüzünün herhangi bir noktasında başlayıp herhangi bir noktasında bitmezdi. Her şey gibi, o da insanda başlayıp insanda biterdi. Bu yüzden, cepheler falanca dağda ya da falanca ovada değildi. Cepheler, bütün acımasızlıklarıyla insanoğlunun içindeydi. Toprağı titrete titrete yürüyen tanklar, art arda gümbür- deyen toplar ve durup dinlenmeden kurşun kusan tüfekler insanoğlunun içindeydi. Hatta, henüz icat edilmemiş silahlar da insanoğlunun içindeydi.
Sayfa 97·Kitabı okudu
(...) Hep birlikte, el ele verip hayatın bu yokuşunu da aşacağız, hiç üzülmeyin. Günün birinde bütün bu dertlare bir çare bulunucak. Bunlar da geçecek bir gün, elbet bunlar da geçecek." Geçmiyordu oysa; her şey günden güne kötüye gidiyordu.
Sayfa 92·Kitabı okudu
" Hoşça kalın," dedim onlara usulca, "hoşça kalın..." Kaldılar.
Sayfa 66·Kitabı okudu
Reklam