Bazı şeyler vardır, canınızı sıkar; "Bu neden böyle? Böyle
şeyleri dünyadan kaldırmalı!" deriz. Bazı şeyler de mevcut
değildir. İçimizden, bunların olmasını ister, hatta bu uğurda
çalışırız. İkisi de saçma ve faydasızdır. İnsan dediğin mahluk
hiçbir şeyi değiştiremez. Bunun için, gönlünün rahat olmasını
istersen, gördüğün fenalıklardan bile bir hikmeti olduğunu düşün
ve yeryüzünde olmayan iyilikleri oraya getirmek sevdasına kapılma...
Sonra en mühimi: Kendini halinden şikayet etmeye alıştırma!
Ömrünün sonuna kadar dövünsen bu hayatın vefası tükenmez;
kendine etmiş olursun.
Bir gün Allah peygamberleri çağırıp sormuş, saadet nedir?
demiş. Her biri kendilerine göre cevap vermişler. Musa: Arzı
Mev'uda gitmektir; İsa: Bir yanağına vurana ötekini uzatmaktır;
Buda: Hayatta hiçbir arzusu olmamaktır, yollu şeyler söylemiş.
Sıra bizim Muhammed'e gelince: "Saadet, hayatı olduğu gibi kabul
etmektir..." demiş. Ne doğru söz! Hayatı olduğu gibi kabul etmeli
ve ona ne bir şey ilave etmeli, ne de ondan bir şey eksiltmeli...
Bir zamanlar birbirlerinden ayrılmak, birbirlerini kaybetmek
ihtimalinin korkusunu çekmiş olmasalar, belki de birbirleri
için ne kadar kıymetli olduklarını hâlâ bilmeyeceklerdi.
...Fakat ne yapalım? Bir akıl biliyorsan söyle de onu yapayım. Yalnız, benim artık daha fazla uğraşmaya takatim kalmadı. İşi daha fazla sürüklemek, bir sürü kurnaz ve insafsız kurtlarla uğraşmak, onlara her gün ayrı bir bahane bulmak, onların şimdi pek de saklı olmayan tekniklerini anlamamazlıktan gelmek ve hepsine güler yüzle, kibar kibar cevaplar vermek artık elimden gelmiyor. Ben de insanım Yusuf, Ben de etten ve sinirden yapılmış bir mahlukun. Bana da biraz acıyın canım!..."