vatana ve millete adanmış bir ömür..
1881 selanikte kocakasım mahallesi, ıslahhane caddesindeki üç katlı pembe evde bir türk çocuğu dünyaya geldi. ailesi ona Mustafa adını verdi. 1886 Mustafa selanikte önce mahalle mektebine sonra babasının isteği ile şemsi efendi mektebine geçti ve ilkokulu burada bitirdi. 1888 Mustafa'nın babası ali rıza efendi Mustafa yedi yaşındayken hayatını kaybetti. Mustafa bir yaşındaki makbule ve kırk günlük naciye adlı kardeşleri ile yetim kaldı. 1893 Mustafa, bir süre selanik mülkiye rüştiyesine devam etti. burada kaymak hafız adlı öğretmeninin kendisine haksız yere sopa ile vurması yüzünden bu okuldan ayrıldı ve kendi isteğiyle askeri rüştiyeye başvurarak öğrenimine bu okulda devam etti. bu okulda matematik öğretmeni olarak görev yapan yüzbaşı mustafa efendi, Mustafa'nın üstün yetenekleri ve zekası karşısında onu, sınıftaki diğer mustafalardan ayırt etmek üzere adının sonuna 'Kemal' ismini ekledi. Mustafa artık Mustafa Kemal'di. 1896 Mustafa Kemal manastır askeri idadisine girdi. 1898 Mustafa Kemal manastır askeri idadisinden ikincilikle mezun oldu. 1899 Mustafa Kemal harp okulunun piyade sınıfına girdi. 1902 Mustafa Kemal teğmen rütbesiyle harp okulunu bitirdi. öğrenimine harp akademisine geçerek devam etti. 1905 Mustafa Kemal kurmay yüzbaşı rütbesiyle harp akademisinden mezun oldu. 1905 Mustafa Kemal padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri sebebiyle tutuklanıp bekirağa bölüğüne götürüldü, bir süre burada tutuklu kaldı. 1905 Mustafa Kemal kurmaylık stajı için şamda bulunan beşinci ordu emrine atandı. bu bir sürgündü, dönemin harp akademisi mezunları genelde kurmay stajı için selanike atanırdı. 1905 kurmay stajı için şama giden Mustafa Kemal burada 30. süvari alayında görev aldı, bölgedeki dürzi isyanını
Mustafa Kemal Atatürk
Fikret Kızılok - La vie est brève
youtu.be/CX5QiuMIDhw 1913 yılı Kasımı'nda Sofya'ya askeri ataşe olarak atanan Mustafa Kemal, Bulgar ordusunun ünlü generali, Savunma Bakanı Stylian Kovaçeva'nın 20 yaşındaki kızı Dimitrina Kovaçeva'yla (Miti) bir baloda karşılaşır. Yabancı diplomatlar, İsviçre'de eğitim görmüş, üç dil bilen, piyano çalan ve dans pistlerinde paylaşılamayan güzel Miti’ye ''Balkan Gülü'' adını takmıştır. Mustafa Kemal baloda Miti’yi dansa kaldırır. O gece Strauss’un ''Güzel Mavi Tuna'' valsi eşliğinde sabaha kadar dans ederler. Sofya'yı sarsacak aşk'ın ilk kıvılcımları başlamıştır. Miti ve Mustafa Kemal sık sık görüşür, birlikte buz pateni yaparlar. Ancak, ilişkileri 1914 Sofyası’na esrarengiz, mutlu ve umutsuz bir aşk çıkmazı olarak damgasını vuracak, Bulgar sarayından gelen baskılar ve general baba Kovaçeva’nın ''kızının Osmanlı'daki yaşama uyum sağlayamayacağı'' gerekçesi yüzünden görüşmeleri sona erecektir. Mustafa Kemal İstanbul'a döner. Babası Miti’yi derhal bir mühendisle nişanlar. Fakat Sofya’nın en güzel kızı Dimitrina, son nefesine kadar Mustafa Kemal’i sevecektir. Dimitrina’nın kızı Anna Deyanova, yıllar sonra yapılan bir röportajda yaşam boyu sıkıntı çektiklerini, sürgüne gönderildiklerini ifade etmiş, "Şimdi Dolmabahçe Sarayı'nda olmak vardı," diyerek sonu hüsranla biten aşk hikâyesini esprilerle yumuşattıklarını söylemiştir. Sofya’ya yeni taşındığı günlerde henüz çevresi olmayan, Bulgaria Pastanesi'nde tek başına oturup etrafı tanımaya çalışan, mektuplar yazan, akşamları da operaya giden Mustafa Kemal, bir gün yine pastanede otururken, Türkçeye bizzat tercüme ettiği Fransız şair Leon Montenaeken'ın La vie est bréve adlı şiirini yaveri Salih Bozok'a yazdığı mektuba ekler: La vie est bréve - Hayat kısacık. Un pen de reve - Azıcık hayal, Un oen d'amour – Azıcık
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
1913-14 yıllarına dayanan bir aşk öyküsü… İmkansız bir aşk.
Görev icabı Sofya'ya yeni taşınmış bir Türk Subayı pek arkadaşı yok müzikli bir çay bahçesinde oturuyor etrafı tanımaya çalışıyor bir yandan memleketi için diplomatik görevlerinin gerektiği davetlere açılışlara akşam yemeklerine katılıyor. 1914 yılının şubat ayında yine böyle bir davette onunla tanıştı. Adı Dimitrina'ydı. Kısaca, Miti diyorlardı. Çok güzeldi. Güzel olduğu kadar iyi eğitimli, İsviçre'de müzik eğitimi görmüş, üç lisan biliyordu. Katıldığı davetlerde herkesin odak noktası olurdu bu özellikleriyle. Türk’ün de dikkatini çekti. Bizimkinin de kızdan aşağı kalır yanı yoktu sık sık katıldığı toplantılarda ilgi odağı tartışmaların merkezi olurdu. O gece Strauss'un “Güzel Mavi Tuna” valsi çalıyordu. Bizimki hiç tereddüt etmedi, salonu ortadan ikiye kılıçla böler gibi yürüdü, yanına gitti, elini uzattı, “bana bu dansı lütfeder misiniz dedi?” Tüm salonun gözleri üstlerine çevrilmişti. Kıskanç bakışlar eşliğinde piste çıktılar. Herkes onlara bakarak fısır fısır onların hakkında konuşuyorlardı. Onlar ise hiç konuşmuyor gülümseyen gözlerle birbirlerine bakarak sabaha kadar dans ettiler. İlk görüşte aşk derler ya. O gece bizimki ve genç kız mıknatısın iki ucu gibi birbirlerinin cazibesine kapıldılar. Daha sonrasında buluşmaya başladılar Borisova parkında dolaşıyorlar, buz pateni yapıyorlar, tiyatroya gidiyorlardı birlikte. Başta dedik ya imkansız aşk.. Önce dedikodular başladı, sonra tatsızlıklar… Çünkü Miti’nin babası General Kovaçeva Bulgar Çarı’nın has adamlarındandı, savaş kahramanı, savunma bakanlığı da yapmıştı. Böyle bir adamın kızı bir Türk ile olacak iş değildi. Ama bizimkinin umrunda bile değildi Askeri Kulüp’te tertiplenen baloda denk getirdi, inadına, Çar’ın önünde dans etti Miti’yle… Ele güne meydan okudu. Hemen ardından da, evlenelim dedi. Miti düşünmedi