Sadece senin doğrun, benim doğrum, onların doğrusu vardır. Bunlardan birini ayrıcalıklı kılma girişimi bir güç gösterisinden başka bir şey değildir. En kötüsü de başkalarını hor görme ve aşağılama iması taşıyan bu tavır “emperyalist” ya da “sömürgeci” bir tavırdır.
Eğer erdemin mutlulukla çakışması bir şans meselesiyse, neden erdemli olalım ki? Bazı dinlerin buna hazır bir cevabı vardır: Erdemli olursanız, tanrı sizi öteki dünyada ödüllendirecektir. Erdemli değilseniz o zaman da orada payınıza düşen ıstırap olacaktır. Aşağıdaki adaletsizlik yukardaki âlemde, ölümden sonraki başka bir boyutta karşılığını bulacaktır. Bu çocukları korkutmak için iyi bir hikâye olsa da, ona inanmamız için hiçbir iyi neden yoktur. Madem bu evrenin yaratıcısı adaleti bu kadar önemsiyor, öyleyse, yarattığı bu evren adalete neden bu kadar kayıtsız? Neden bu evrende aradığımızı bulamıyoruz? Ahlaki güdülenme meselesini burada çözmek istiyoruz; doğruluk, dürüstlük gibi erdemlere sırf kendileri için bağlanmak istiyoruz. Bunları ölümden sonra verilecek ödüller ve cezalarla ilişkilendirmek aslında bizim kendi çıkarlarımızdan başka bir şeyin peşinde olmadığımızı iddia eden tabloya bir süs daha eklemektir. Aranan doyum belirsiz bir geleceğe bırakılmış olsa da sonuçta bu da bencilce bir davranıştır.