Hasta iken beni üzen şey canımın istediğini yapmamak değil, canımın bir şey istemez oluşudur. Keşke bir şey istese de yapsam: Hekimler zor durdurur beni. Sağken bütün kaygım da umutlu, istekli olmaktır. Uyuşuk, isteksiz olmak ne acıklı bir şeydir.
İçimde durmadan değişen, ele avuca sığmayan bir sürü duygu. Kara kara düşünceler, derken bir öfke; ağlamaklı bir haldeyken birdenbire taşkın bir sevinç.
Nitekim birçoklarımız bu gaflete düşerek mahşer gününden sonra tıpkı dünyadaki çeşitten zevkler ve rahatlıklarla dolu bir dünya hayatı süreceğimizi sanıp dururuz. İnanabilir miyiz ki Platon, bu kadar yüksek fikirlere ulaşmış, "tanrısal" lakabını alacak kadar Tanrılara yaklaşmış olan bir adam, insan gibi zavallı bir varlıkta aklın ulaşamadığı o esrarlı Tanrı gücüne benzer bir taraf görsün, bu zayıf varlığımızın, cılız duyularımızın sonsuz bir hazza dayanacak kadar sağlam ve dayanıklı olduğunu zannetsin? Eğer Platon bu kanıda ise, biz de ona insan aklı adına şunu söyleriz: Bize öteki dünyada vereceğin zevkler burada duyduğumuz zevklerse, bunların sonsuzluğa benzer hiçbir yanları yok.