sırf kendisiyle paylaştığı bir dünyası vardı, kendi alanı, geçirgen de olsa sınırları, evet, vardı bunların hepsi, ama ortak dünyamızı hiçe sayan bir sırtını dönmüşlük değildi bu. aramızdaki sisin kalktığı o bazı gecelerde bunu derinden hissederdim.
kahve yapmak bana hala dünyaya etki ettiğimi hatırlatıyordu. dokunduğum bir şeyi değiştirebildiğimi, yok olmadığımı, yeryüzünden gidenin ben olmadığımı, yaşamımın sürdüğünü anlatıyordu.
sabah olunca kalkıp bir kahve yapmak için bahanem oluyordu. kahve hazırlamak beni belli bir noktaya kadar yaşamsal faaliyetlerine devam eden biri yapıyordu. gece dağılan parçalarımı bir araya getirip sıkıca yapıştırıyordu sanki.