“İki profesör, halkı sıkıntıya sokmadan en uygun, en verimli vergi toplama yöntem ve çarelerinin ne olabileceği hakkında ateşli bir tartışmaya tutulmuştu. Biri, en doğru yöntemin düşkünlük ve çılgınlıkları vergiye bağlamak, her bir kimseden alınacak miktarı da komşuları arasından seçilecek bir heyete, kimsenin hakkını yemeyerek belirletmek olacağını söylüyordu. Öteki tamamıyla karşıt bir fikirdeydi. İnsanların başlıca övündükleri ruh ve beden niteliklerini vergiye bağlamak, miktarı aşağı yukarı bunlardan üstünlük derecelerine göre saptamak, bu dereceleri saptama işini de herkesin tamamıyla istek ve keyfine bırakmak gerektiğini düşünüyordu. En yüksek vergi, kadınların en çok gözünde olan erkeklerden kesilmeli, her erkekten alınacak harç da gene kendi sözüne dayanılarak görmüş olduğu iltifatın sayı ve şekline göre saptanmalı. Zekâ, yiğitlik, naziklik de vergiye tabi tutulmalı, toplama işi de herkesin kendinde bulunduğunu söylediği miktara göre yapılmalıydı. Onur, adalet, bilgelik ve bilgiye gelince bunlardan hiçbir surette vergi kesilmemeliydi; çünkü bunlar öyle garip niteliklerdir ki kimse ne komşusunda olduğunu kabul eder ne de kendisinde bulunduğunu söyleyerek övünür.”