• Distopik, ütopik (her neyse işte) romanları sevmesem de bu romanı sıkılmadan bitirebildim. Roman sözde savaşları ve insan mutluluğunu arttırmak için yeni bir dünyanın kuruluşunu anlatıyor. Bu dünya düzeni, insanları sorgula yaptıracak, düşündürecek, hüzünlendirecek, aşk duygusunu yaşattıracak, Tanrı sevgisini yaşattıracak bir duygu oluşturmamak için uyku odaları düzenliyor. İnsanlarda bu duygular oluşturulmuyor. Doğumlar suni bir şekilde gerçekleştiriliyor. İnsanlar mutsuz olduklarında "soma" adı verilen bir ilaç kullanılıyor. Köle gibi çalıştırılıyorlar. Herkesin görevi daha doğmadan belirlenmiş oluyor.

    Bu yeni dünyanın dışında kalan ve Yabani olarak nitelendiren John bir gün bu yeni dünya ile tanışıyor. Zaman anlıyor ki buradaki yaşantıların hiçbir anlamı yok. İnsan gibi görünen kişiler aslında insan değil. Yukarıda saydığım bazı olduğu değiştirmeye çalışsa da zamanla bunun boş bir çaba olduğunu anlıyor.
  • Okunmuş soma tabletleri masanın ortasına
    yerleştirilmişti.
  • Kömür madenlerinde
    ömürler sönerken
    ruhumda kesif bir acı
    kalbimde siyah bir isyan var...
  • Soma'daki madenin patronu Can Gürkan 15 yıl ceza aldı. İnfaz yasası gereği yaklaşık 6 yıl cezaevinde kalacak. Yani öldürdüğü her işçi için 6 gün hapis yatacak! 6 gün!
    #SomaDavası'nda adalet göçük altında!
  • •"Hey cesur yeni dünya! Hey cesur yeni dünya ki içinde böyle insanlar var!"
    •Miranda, Shakespear'in Fırtına adlı eserinde deniz kazası geçirip sahile vuran saray mensuplarını gördüğünde söyler bu sözü; Vahşi ise kendi boşluklarında özgür ve mutlu olduklarını düşünen,  acıyı bilmeyen insanları görünce...
    • Kitap bir çeşit karanlık ütopyadır, yani distopya. İnsanlar yapmak zorunda oldukları şeyleri sevmeye şartlandırılmışlardır. Kendileri düşünmezler. Hipnopedya yani uykuda öğrenme yöntemi ile hükümetin işlerine gelen şeyleri sevdirmesidir bütün olay. Lakin yine de herkes özgür ve mutlu olduğunu iddia eder. Acı da çekmezler asla, bir şey oldu mu "Soma" adı verilen haplardan alırlar. Ne de olsa "bir soma bin musibeti önler."
    • Normal olmayan davranışlar sergileyen, düzene karşı çıkan kişiler dışlanır. Normal değil çünkü. Peki nedir normal? Herkesin kabul edip yaptığı şey midir? Eh bu da ayrı bir düşünme konusu tabi.
    Bu  dışlanma konusu şöyle işlenir kitapta:
    • "Evet, mesele tam da bu," diye delikanlı kafasıyla onayladı. "Eğer farklıysan, yalnızlığa mahkum oluyorsun. Yalnız olana acımasız davranıyorlar. Biliyor musun, beni her şeyden dışladılar...yine de ben kendi başıma yaptım."
    • Bunları söyleyen Vahşi kitaptaki en güçlü karakterimizdir. Ya da en anormal olan mı demeliydim?
    Her neyse, okuyunca siz karar verirsiniz.
    • Herkes ona "Vahşi" der. Peki neden vahşi? Soma almadığı için mi? Herkesten farklı olduğu için mi? Yoksa acı istediği için mi?
    • "Ben keyif aramıyorum. Tanrı'yı istiyorum, şiir istiyorum, gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum, iyilik istiyorum. Günah istiyorum."
    "Aslında," dedi Mustafa Mond, "siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz."
    "Öyle olsun," dedi Vahşi meydan okurcasına, "mutsuz olma hakkını istiyorum."
  • Zonguldak, Soma, Sivas, Şırnak... Fark etmez madenci çocuğu için. Nerede bir ölüm varsa çöker göğsüne ölümün ağırlığı.

    "Zonguldaklı olmak; madenci çocuğu olmaktır, her sabah ölümü hatırlayarak uyanmak, madene bakınca hüzne boğulmaktır."

    "Bulut senin için ağlar, gök senin için yas tutar Ey Madenci !
    Saygıyla anıyoruz..."

    "Güneşli bir günde
    Masmavi göreceğiz Karadeniz'i
    Balkaya'dan Kapuz'a kadar,
    Karış karış biliriz bu şehri;
    EKİ'nin çiçekli bahçeleri,
    Rıhtıma kömür taşıyan vagonlarıyla;
    Paydos saatlerinde yola dökülen,
    Soluk benizli insanlarıyla.
    Siyah akar Zonguldak' ın deresi
    Yüz karası değil, kömür karası
    Böyle kazanılır ekmek parası"

    -Orhan Veli Kanık
  • Kitabı 2018 Mart'ının son haftası okudum. Ama #30547033 etkinliği için tekrar bir göz gezdirdim. Altını çizdiğim cümleleri tekrar okudum. Zihinde canlanması çok da zor olmadı.

    Etkinlik için hazırlıklar tamam. :)

    Öncelikle bir öz eleştiri yapmak, kendine dönüp bakmak isteyen okurlar varsa doğru adresteler demek istiyorum ve tebrik ediyorum.

    Kendinizle yüzleşmeye, gerçeklerinizi sorgulamaya, önemsediğiniz gerçekleri manasızlaştırmaya hazır değilseniz okumayın bu kitabı. Çünkü çok basit bir yaklaşımla sizin dünyadaki düzeni derinlemesine inceleyen görüşlerinizi yerle bir edebilir bu da bir travma olur.

    Her zamanki gibi ufak bir beyin fırtınası yapalım.

    Medeni insan tanımı nasıl yapılır? Medeniyet nedir? Kime göre, neye göre?

    Peki hiç düşündünüz mü içinde yaşadığımız düzen ne ölçüde doğru?

    Ya da hiç üzerinde yaşadığımız dünyaya dışardan baktınız mı? (Düzen bazlı)

    Modernite ve medeniyet arasındaki bağ nedir?

    Yani şimdi biz şu yüzyılda medeni miyiz?

    Şimdiii kitabımıza geçelim.

    İçinde bulunduğumuz düzene karşı sağlam bir eleştiri bu kitap. Bu tarz kitapları seviyorum insanlara sorgulama yetisi kazandırıyor. Farklı pencerelerden bakma fırsatı veriyor.

    Medeniyet, medeni insan tanımı nasıl olur ? Gelin bir bakalım. Soma'da yaşanan faciayı hepimiz biliyoruz. Hatırlar mısınız bir amcamız ayakkabısı kirli diye sedyeye çıkmak istememişti. Ya da banka önünde ayakkabısını çıkaran nineler görmüşsünüzdür bankanın cilalı fayansları kirlenmesin diye. O amca yurt dışında master yapmamıştı.  O teyze de bankaya gidiyor diye trilyoner değildi. Basit birer medeniyet örneği bunlar. Parayla, pulla, kariyerle, mülkiyetle ölçülebilen bir kavram değildir medeniyet.

    Medeniyet evinize gelen misafirle paylaştığınız bir parça ekmek, arkadaşınıza söylediğiniz güzel bir söz, parayla satın alamayacağımız manevi bir değer. Medeniyet çok şey.

    İçinde yaşadığımız düzene bakalım mı? Eğer üniversite okumadıysanız, güzel bir işiniz, eşiniz yoksa, eviniz arabanız yoksa, son model cep telefonlarınız, marka gömlekleriniz pantolonlarınız yoksa, bu dünyada söz hakkınız, bir işleviniz de yok gibi bir şey. Bunlar benim ölçütlerim değil maalesef. Türkiye'de KPSS var, evi arabası olmayana kız yok, marka giyinmediyse kesin köylü ve fakirdir, saçı sakalı uzunsa açlıktan kesin nefesi falan kokuyordur.

    Bu düzen midir? Herkesin bir yarış halinde olduğu senin hayatını yönlendirebilmek için bir seçme hakkının dahi bulunmadığı bir yaşam düzenli midir? Düzen bu mudur?

    Şimdi bir daha düşünelim hangimiz dinimizin para olmasını ister ki? Ben istemem, paranın o ağır yükü altında ezilmeyi. Mutlu olmak için para, gezmek için para, eğitim için,  Sağlık için ve daha bir sürü şey...

    Bu kitap medeniyet içinde yaşamayan bir adamın bize verdiği medeniyet dersidir. Zaten kitap bitince soruyorsunuz; "Ben medeni miyim?" diye.

    Kitap iki zıt düşünceyi önümüze koyuyor. İnsan bir Samoalı gibi doğal yaşamın kollarına mı bırakmalı kendini yoksa Papalaginin kalıplaşmış hızlı ve mekanik şehir hayatını mı tercih etmeli? 

    Sormadan edemiyorum. Yapacak bir şey yok. Umarım okumak istersiniz. Kesinlikle tavsiye edebileceğim güzel bir kitap. Vikipedik bilgilere pek fazla yer vermedim çünkü arkadaşların incelemelerini okudum tekrara düşmemek açısından da yer vermedim.

    Keyifli Okumalar...