Bugün Azra Kohen’in kitabıyla devam edeceğiz. Gerçekten iyi ki varsın Azra diyebileceğim bir kitap. Ve bugün ilk defa satır arasında siz dinleyici olarak dinleyeceksiniz ama ben biraz Azra’ya karşı konuşmaya çalışacağım.
Ben gerçekten hayatımda iyi ki varsın Azra, ben böyle eğlence görmedim dediğim bir kitapla karşı karşıyayız. Hoş tabi benim için yeni bir kitap bu. 290 bininci baskısı elimde. Fe, Çi ve Pi üçlemesiyle meşhur olmuş Azra Kohen efendim. Bildiğiniz üzere Netflix’te de sonradan dizi filmi çekilmiş. İçeriği beğenmediğim için, yönetmenini, senaryosunu vesairesini dava açmış.
İşin enteresan tarafı İstanbul Üniversitesi Radyo Televizyonculuk Bölümü’nü bitiriyor Azra ama sonrasında bir davranış bilimleri eğitimi alıyor. Bu tarafı anlıyoruz. Sonra geri dönüp romana başlıyor ama romanlarındaki bir tarafından Da Vinci’yi tutma çabası, bir tarafından Aziz Nesin güldürüsü, bir tarafından aman tarih bilgisi vereyim derken gerçekten Türk roman tarihinde böyle eşine az rastlanır bir serüven süreci okuyacağız.
İki devrin hikayesini okuyorsunuz. Ben aslında hikayenin çok fazla içine girme niyetinde değilim açıkçası. Çünkü hikayelerin arasında anlatılan şeyi anlatmak bile müthiş bir zevk verecek hepimize bugün. Ve ne okuduk da bu kadar muhteşem bir noktaya ulaştık oraya bakacağız efendim.
İki tane ayrı hikaye olduğuna bakmayın. Sonuçta birbiriyle kesişen iki tane hikaye aslında. Sonunda hikayeler birbiriyle kesişiyor, yakın bir dönemde yaşandığı izlenimi verilmeye çabalanıyor bir taraftan, bir taraftan cumhuriyet tarihi, cumhuriyet kadını, şeriat kafasında Osmanlı kafasında olan bir başka anlayış. Bunların arasını da bozduğu iddia edilen İngilizler arasında geçen olayı tam çözümlüyoruz dediğinizde, sizi yeni bir mecraya ve yeni bir kucaklara gayret eden, içinde hayatımızda