Bu olaya dair duyduğum tek suçluluk duygusunu, bunun başımdan geçmiş olması ve buna dair hiçbir şey yapmamış olmanın suçluluğunu sildim. Kabul edilen ve boşa harcanan bir bağış gibi. Çünkü yaşadıklarıma dair bulabildiğim tüm toplumsal ve psikolojik nedenlerin ötesinde, hepsinden daha fazla emin olduğum bir şey var: Yaşadıklarım, onlarla hesaplaşabilmem, onları açıklayıp anlatmam için başıma geldi. Ve belki de hayatımın gerçek amacı sadece şudur: Bedenimin, hislerimin ve düşüncelerimin yazıya dönüşmesi, yani kavranabilir ve genel bir şeye dönüşmesi, varlığımın başkalarının zihninde ve hayatlarında tamamen erimesi.
İçimden durmadan ‘’ne işim var benim burada’’ diye geçirmemin nedeni de herhalde, çoğu insan için o anda hayatın akışının değişmeden devam ettiğini bilmekti.
Şunu fark ettim: Beni, durumumu anlatmaya sürükleyen arzu, sırrımı açtığım kişilerin düşüncelerini ya da muhtemel yargılarını hiçe sayıyordu. Kendimi içinde bulunduğum çaresizlikte, sonuçlarını umursamadığım, muhatabımı gerçekliğin korkulu tasavvuruna sürükleyip dahil etmeye çalıştığım bir hareketti bu.
…-adil de olsa bir yasanın paradoksu hemen her zaman, ‘’bütün bunlar mazide kaldı, geçti bitti’’ adına eskinin mağdurlarını sessiz kalmaya zorlamak ve böylece daha önce olduğu gibi, aynı sessizliğin yaşananların üstünü örtmesi olsa da-…