Geri Bildirim
  • Beyazıt akman tarihi biraz da hikayeyle harmanlayarak çok güzel anlatmayı başarıyor. "Dünyanın İlk Günü" gibi başarılı buldum. Bir yandan tarih anlatırken bir yandan da sosyal yaşantıdan, İslam kültüründen, Osmanlı kültür ve eğitiminden çok güzel bahsediyor..
  • Yolunu bulması gereken insan önce kendini bilmeli. İstikameti bilmek, kendini bilmekle; kendini bilmek yeryüzünü ve evreni anlamakla başlıyor.
  • ELİAS CANETTİ KÖRLEŞME

    Yazar,romanı 1930 -1931 yılında bir yıllık sürede yazmış.İnsanlığın Yanılgılar Komedisi adını taşıyan sekiz romandan oluşan bir dizi olarak düşünmüş ama sadece bu kitabı üzerine yoğunlaşmış.Canetti bu romanı tamamladığında yirmi altı yaşındaymış.Başyapıt ve yirmi altı yaş bir arada çok düşündürücü,yaş ve kitabın derinliği,yarattığı karakterlerin bıraktığı izler göz önüne getirildiğinde imkansız gibi geldi bana.
    Almanya’da politikanın edebiyatı kirlettiği,körelttiği,hapsettiği bir dönemde yazılmış.Bu durum çok tanıdık geldi.Yazar üstelik İspanya’dan göç eden Sefarad Yahudisi bir ailenin çocuğu.Eserin yazıldığı atmosfer,kozmopolitlik ve çok kaynaklı kültür eserin çıkışında ve güncelliğini korumasında büyük etken olmuş.
    Körleşme üç bölümden oluşan bir roman.Tez,antitez ve sentez diye nitelendirdim bölümleri.
    İlk bölüm, DÜNYASIZ BİR KAFA, yirmi beş bin kitabıyla dört odalı bir dairede yaşayan dünyaca ünlü sinolog profesör Dr Kien,dünyadan kendini soyutlamış,dışarıyla tüm bağlarını koparmış,bütün dünyası kafasının içinde olan bir aydın.Dairesinin içindeki pencereleri dahi kapatıp kitaplık haline getiren bir bilimadamı.
    İkinci bölüm KAFASIZ BİR DÜNYA,bilgisiz,cahil ve açgözlü sırf kitaplarına iyi baktığı için evlendiği eşi Therese tarafından sokağa atılması tanımadığı soyutlandığı dünyanın acımasız yönüyle yüz yüze gelmesi.Bu bölüm en çok beğendiğim bölümdü,yazar bir arada olması zor olan bir çok karakteri bir araya getirmiş.Onların kafalarında kurmuş oldukları sanrılarla,gerçekte varolanın farklı olduğu tam olarak körleşmesin gerçekleştiği bölüm.Bu bölümde Prof Kien’in,cahil,bilgisiz ve açgözlü insanların elinde oyuncak olduğu,acımasız dünyanın gerçekleriyle yüz yüze geldiği bölüm.
    Üçüncü ve son bölüm KAFADAKİ DÜNYA da ise artık Prof Kien ve etrafındaki insanların saplantılarının belirginleştiği,deliliğe doğru adım adım gidişleri vardı.
    Ruh doktoru olan kardeşiyle diyalogları son bölümde çok etkileyiciydi.Kutsal kitaplar,mitoloji,felsefi söylemler ekseninde insan çözümlemesi yapılmış.Kardeşinin söylemiş olduğu şu sözler Prof Kien’in yaşadığı durumu daha iyi anlaşır hale getiriyor.”Evrensel insan,ancak iki belleğin,yani duygu belleği ile seninkisi gibi akıl belleğinin bir araya gelmesinden oluşur.”Prof Kien’de akıl belleği mükemmel,ama duygu belleği hiç yoktu.
    Kitabın görünen yüzü bu olsa da vurgulamak istenilen aslında,Fildişi Kulelerine Çekilmiş aydınların,toplumun gerçekliklerinden bir haber yaşamalarına ve aymazlıklarına gönderme.Kitabın tümü ele alındığında evrensel olması ve güncelliğini korumuş olması hiçte şaşırtıcı değil.
    İnsan adını koyabildiniz anda,nesneler tehlikeli büyükerini yitiriyordu.İlkel insan,herşeyin ve herkesin adını yanlış koyardı.Bu yüzden de çevresi korkunç bir büyü zinciriyle sarılıydı,tehlikede olmadığı yer ve zaman yoktu.Bilim bizi hurafe ve boş inançlardan kurtardı.Bilim her zaman aynı adları kullanır.
    Sanrı kendisiyle savaşılmadığı ayakta kalabilir.Yapılması gereken,insanın içinde bulunduğu tehlikeyi kendi kendine somutlaştıracak gücü bulabilmesidir.Korkulan görüntü bilinç düzeyine yansıtılmalıdır.Sanrı için yazılı bir tutuklama emri her an hazır bulundurulmalıdır.Sonra insan kendini gerçekliği görmeye zorlamalı ve bu gerçeklik içerisinde sanrı bulunup bulunmadığına bakmalıdır.Gerçeklerin dünyasının herhangi bir noktasında sanrıya rastlanıldığında,insan deli olduğunu anlamalı ve iyileşmek için uzmana başvurmalıdır.Gerçek ile gerçek olmayanı henüz ayırabilen kişi,tinsel güçlerinden emin olabilir.Bu denli güçlü koşullar altında kazanılabilen bir güvence ise varlığını sonsuza dek sürdürür.
  • İspanyada yüzyıllarca süren Endülüs hakimiyeti bitmiştir. Engizasyon Mahkemelerinin hükmü başlamıştır. Bu mahkemelerin hedefinde ise Muslumanlar ve Yahudiler vardır. Herkes sessiz kalmışken bu zulme sessiz kalmayan tek kişi Osmanlı hükümdarı 2. Bayeziddir. Osmanlı ajanı Kara Dâvud ailesinin özlemiyle içi yanan vatanperver bir yigittir. Onun mazlumlar için mücadelesi ve özlem ile aşkına tanık oluyoruz kitapta. Öte yandan ise Kolomb Endülüs el yazmalarından faydalanarak yeni yerler keşfetmek için denizlere açılma fikrindedir.
    Tarihe tanıklık edeceğimiz orta seviye bir kitap. İlk kitabından sonra konusundan midir bilmem beni pek etkileyemeyen bir eserdi Son Seferad
  • Okuyupta devami yoktu acaba diyerek baktiğım guzel bir roman. Eminim sizde beğenecek ve var olanları yaşayarak gurur duyacağiniz.anlayim ve akışıyla mutluluk veren bir eser.
    Tavsiye ederim...
  • Şehzadeyim diye böbürlenme,bezirgânmın diye yerinme.Rütbe takvadadır,tahtta değil!
  • Nereye gideceğini bilmeyen kaptana hiçbir rüzgar yardım etmez