‘elini ağaçlardan birinin gövdesinde gezdirdiğini hatırladım. en sevdiğim yönlerinden biriydi bu, dünyayı mücevhermiş gibi hayranlıkla seyretmesi, ışığı yansıtsın diye yüzlerini bir o tarafa bir bu tarafa çevirmesi. ustaca yapılmış bir tekne, sağlam yetişmiş bir ağaç, iyi anlatılan bir hikâye, her biri onun için zevkti.’
‘bir keresinde ona, nasıl yaptığını, dünyayı bu kadar açık seçik anlamayı nasıl başardığını sordum. meselenin hiç kıpırdamadan durup hiçbir duygu göstermeden başkalarına kendilerini açığa vuracak alan bırakmaktan ibaret olduğunu söylemişti.’
hayatım boyunca trajedinin beni bulmasını beklemiştim. bulacağından hiç kuşkum yoktu çünkü başkalarının hak ettiğimi düşündüğünden daha fazla arzum, isyanım ve gücüm vardı, yıldırımları üstüne çekecek şeylerdi bunlar.’