Ahmet

Ahmet
@sorgula
Sultan 2. Murad, Bayezid Paşanın öldürüldüğünü ve onunla birlikte giden askerlerinin de Mustafa ya iltihak ettiklerini haber alınca sarsılmış ve dayanma gücü kırılmıştı. Ancak Mustafa Çelebi'nin Anadolu'ya geçmek yerine Edirne'de saltanatın tadını çıkarmaya başlaması kendisine rahat bir nefes aldırdı. Öncelikle Mustafa Çelebi'nin, Gelibolu meselesinden dolayı Bizans ile arasının açılmasından istifade etmek istedi. Bayezid Paşanın ölümü üzerine yerine tayin edilen yeni veziriazam, Çandarlı İbrahim Paşayı İstanbul'a gönderdi. Murad Han'ın Foçalılarla ittifakını duyan Cüneyd Bey, Mustafa Çelebi'yi ikaz etti. "Murad boş durmuyor. Bir taraftan imparatorla anlaşmaya çalışıyor, diğer taraftan Frenklerle işbirliği yapıyor. Biz ise Edirne'de hiçbir hazırlıkta bulunmadan oturuyoruz. Onlar bu tarafa gelmeden evvel biz karşı tarafa geçelim. Şimdilik her hususta onlardan üstünüz. Şayet bu tarafa geçecek olurlar ise bizim için felaket olur. Mustafa Çelebi, Sultan Murad'a bir şey söylemek istediğini beyan etti ise de itibar olunmadı. Murad Han onun alelade bir şahıs gibi öldürülmesini emrettiğinden hisar burcunda asıldı.Böylece onun Osmanlı hanedanından kabul edilmediğini halk, asker herkese göstermiş oluyordu. Zira hanedandan katli lazım gelenler ancak boğulmak suretiyle öldürülürlerdi. 1 394'te Yıldırım Bayezid tarafından zapt edilen Selanik, Ankara muharebesinden sonra imparatorla uyuşmak isteyen Emir Süleyman tarafından Bizanslılara terk edilmişti. Murad Han Ayasluğ'dan Edirne'ye döndüğünde Venedik'ten yeni bir elçilik heyeti daha geldi. Yapılan görüşmede padişah, Selanik'i talep eden heyete: "Selanik babamdan kalma mülkümdür. Büyük babam Bayezid bazusunun kuvvetiyle burasını Rumlardan aldı. Eğer oranın idaresi Rumların elinde bulunsa idi bunlara haksızlık ettiğimi belki
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Kayılar'ın yardım ettikleri Selçuklu birliğinin başında bizzat Sultan Alaaddin Keykubat bulunuyormuş. Ertuğrul Gazi gelerek hürmetle elini öptü. Az evvel Moğollar arasında olanca heybetiyle yiğitlik ve merdanelik gösteren ve bir volkan gibi kaynayan genç, şimdi Sultan'ın huzurunda el pençe divan duruyordu. Sultan asil soylu, pehlivan yapılı, alnında saadet nurları parlayan bu genç muharibi hayranlıkla süzdü. Alnından öptü, sonra batı cihetine işaretle: "Domaniç ve Ermeni dağlarını yaylak, Söğüt'ü ise kışlak olarak size verdim. Cenab-ı Hakk muininiz (yardımcınız) olsun'' diyerek uğurladı. 1 Kayı yiğitleri Söğüt'e doğru atlarını şaha kaldırıp uçarcasına yol alırken, Sultan Alaaddin'in gözleri çok uzaklara dalmıştı. Bu gidişin Viyana kapılarına kadar uzayacağını mı görmüştü acaba? Kim bilir? Darda olan kardeşlerine yardım elini uzatanlara Cenab-ı Hakk ne devletler, ne hil'atlar, ne servetler ihsan etmezdi. İşte Şeyh Edebali'nin zaman zaman Osman'a ve onun şahsında ileride gelecek olan torunlarına istikamet veren nasihatleri: "Müslüman olsun, kafır olsun herkese iyilik yapın, affedici olun. Büyüklerinize ve Afimlere hürmetkar davranın. Bereket büyüklerle beraberdir. Her işinizi Allahu TeAfanın rızası için işleyin. Sözünüz ne ise işiniz o olsun. Doğruluktan ayrılmayın. Allah için cihadı terk etmeyin. Vefa sahibi olun, dostlarınızı unutmayın, meşveretsiz iş yapmayın. Sabırlı olun vaktinden önce çiçek açmaz." Yıllardır kendisini yetiştiren ve bir devlet kurmaya doğru adeta adım adım götüren şeyhi Edebali, bey olduğu gün kendisine, tarihe geçen şu çarpıcı nasihatleri yaptı: "Ey oğul! Beysin ... Bundan sonra öfke bize; uysallık sana ... Güceniklik bize; katlanmak sana ... Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana ... Geçimsizlikler bize, çatışmalar bize, anlaşmazlıklar
II. Murad, Gelibolu'dan yola çıkan ve Edirne'de hükümdarlığını ilan eden Mustafa Çelebi'yi Bursa'da karşılayıp (1422) yenmişse de olaylar bitmemiştir. Bu defa 13 yaşındaki kardeşi Şehzade Mµstafa Anadolu tarafından sefere çıkmış ve II. Murad onu da yenmiştir (1423). Bu dönemde birçok müessese ve zanaat gelişti; çinicilik bu devirde başladı. Osmanlı vakayinameleri (tarihleri) bile II. Murad döneminde yazılmaya başlandı. Edirne Sarayı bugün ayakta değil ama temelleri II. Murad döneminde atıldı. "Velayetu'n-nas bela-yı azim" (İnsanları yönetmek büyük bir musibettir) deyimindeki gibi başında dert olmayan bir hükümdar dünyaya gelmemiştir. Önce vurgulamalıyız ki, Sultan Murad-ı Hudavendigar, Osmanlı tarihi açısından ilk Balkan hükümdarıdır. Osmanlı İmparatorluğu' nu gerçek anlamda yeniden tarihi yoluna oturtan ii.Murad'dır. 1431 'de Venedik Türk fetihlerini tanıdı ve sahneden çekildi. Osmanlılar, Macarlarla Segedin Anlaşması'nı yaptı, Karamanoğulları'yla da sulh ilan etti. Bundan sonra II. Murad, tahtı oğlu II. Mehmed' e bıraktı. Mehmed küçük tü ama o zamanın on üç-on beş yaşındaki şehzadesi, ça ğımızdaki on beşlik buluğ çağındaki çocuk gibi değildi. Dinlenmesi gerektiği için Manisa' ya çekildiği söyleniyor. Segedin Antlaşması bozulup da Macarların saldırıya geçeceği anlaşılınca Çandarlı ve diğer vezirler II. Mehmed'i, "Tahtı babanıza bırakın" diye baskı altına al dılar. II. Mehmed de hemen çekildi ve pederine o meşhur tahta davet mektubunu yazdı. Ancak her şeye rağmen II. Mehmed, Çan darlı' nın iktidar değiştirme kudretinden pek hoşlanmamış olacak ki, birkaç yıl sonra tekrar tahta geçip İstanbul'u almasının ardından boğdurulan ilk sadrazam, Çandarlı Halil Paşa olacaktır. Bu, iktidar savaşının bir göstergesidir ve cilvesi değil kaçınılmaz sonucudur. Anonim bir halk