Her zaman kullandığımız yollardan ihtiyaç duyduğumuz kadar silah taşıyamayacağımız zaman gelince Josef:
"Eğer yurt dışından ya da başka bölgelerden silah getiremiyorsak yapacak tek şeyimiz kalıyor, onu bulunduğumuz yerde temin etmek," dedi.
Bu, yoldaşlar arasında "meseleye Stalince yaklaşmak" dediğimiz şeyin bir örneğiydi. Başkası "Silahımız yetersizse ayaklanmayı erteleyelim" ya da "Yurtdışındaki yoldaşlara bize daha fazla silah göndermelerini söyleyin" diyebilirdi. Bu, Stalin'in tarzı değildi, onun prensibi daima "nasıl olması gerekiyorsa öyle yapmalısın!" olmuştur.
Doktorlar, Sandro yoldaşa kendine dikkat etmesini tavsiye ediyordu. O ise toplumsal mutluluğu ve devrimi yakınlaştırmak için bütün gücüyle çalışıyordu. Yoldaşlar, bizi prangalarımızdan kurtaracak ve özgürleştirecek yegâne şey devrimdir. Sizi mücadeleden alıkoymaya çalışan hainlere kulak vermeyin. Yaşasın Devrim! Yaşasın Sosyalizm! Kahrolsun otokrasi!"
Stalin iki konuşmasını da bu sözlerle bitirmişti.
Stepan Şaumyan'ın sık sık anımsadığım bir sözünü sizinle de paylaşmak istiyorum, "Milliyetçilik burjuvazinin en sevdiği enstrümanıdır." Kesinlikle doğru bir söz. Zaman zaman yoldaşlarımız arasında bile milliyetçi görüşlerin ortaya çıktığı, kimi bilinçli insanların, Bolşeviklerin bile burjuvazinin milliyetçiliğine su taşıdığı düşünülünce geri insanlarla ilgili ne diyebilirim ki? Bolşevizm ve enternasyonalizm eş anlamlı sözcüklerdir.
Kafkasyada o dönem milliyetçiler belli bir popülariteye sahipti. Milliyetçilik, geri kalmış kitleler nazarında özgürlük mücadelesi, hatta çarlığa karşı bir mücadele olarak algılanıyordu. Gerçekte ise emperyalist burjuvaziye karşı ulusal burjuvazinin çıkarlarına hizmet ediyordu. Milliyetçilik sömürüyü ortadan kaldırmaz. Bir Rus ya da Alman kapitalist yerine yurttaşınız olan bir burjuva tarafından sömürülmek nasıl bir mutluluk olabilir ki? Öz itibariyle sömürü olduğu gibi kalıyor. Hatta çoğunlukla işçiler kendi yurttaşı olan kapitalistler tarafından daha yoğun şekilde sömürülürler. Buna rağmen ideolojik bakımdan yeterli olgunluğa ulaşmamış kişiler açısından milliyetçiliğin belli bir cazibesi vardır. Ulusal duyguları okşayan güzel sözler ve benzeri şeyler meyvesini hemen veriyor. Bunun farkında olan çarlar, Roma'nın "böl ve yönet" politikasını hayata geçirmek için sürekli olarak etnik nefreti kışkırtıyorlardı.