Diyorlar ki, Yılmaz Güney, ülkemizi kötü gösteriyor. O kadar tarihi eserlerimiz varken, o kadar büyük otellerimiz, on katlı apart-manlarımız, asfalt yollarımız varken, gidiyor halkın sefaletini göste-riyor. Bütün çabası Türkiye'yi kötülemek.
İki şeyi birbirinden ayırmak gerekir. Ben Turkiye'nin aleyhinde değilim. Ben açıkca, Türkiye'deki egemen sınıflara, onların dayan-dıkları emperyalist güçlere karşıyım ve her zaman da karşı olacağım. Halkın içinde bulunduğu yoksulluğu, zorlukları göstermek, halka karşı olmak değil, onlarla beraber olmak, onların kanayan yaralarına parmak basmak ve sergilemektir. Onlar, yoksulluğun, acının, baskının yaratıcılarına kızmıyorlar da, onu gösterenlerden biri olarak bana kızıyorlar. Bir gün, aldatılmış ve kandırılmış bir yığın insan, ha-yatın duvarına kafalarını çarparak gerçeklerin gösterdiği yola döne-ceklerdir.
Egemen sınıflar, egemenlikierini sürdürebilmek için, ekonomik, askeri, toplumsal baskı ve tertiplerinin yanı sıra, ezilen kitlelerin ken-di sınıf bilinçlerine varmalarını engellemek için, şeytanı bile şaşırta-cak yollar bulurlar. Gazeteleri, magazinleri, sinemaları, radyoları, TV ve benzerlerini köhnemiş dunyalarını korumak ve ölümlerini ge-ciktirmek için kullanırlar. Amaçları, sürekli bir biçimde, ekonomik, siyasal ve ideolojik anlamda kendilerine bağımlı kılmaktır... onlar bi-liler ki, ezilen kitlelerin, özellikle de işçi sınıfının bağımsız hareketi, kendileri için tehlikelidir. Bu nedenledir ki, onlar ne denli ezilenleri kendilerine bağımlı kılmak için uğraşırlarsa, bizler de, on kat faz-lasıyla işçi sınıfının bağımsız hareketi için uğraşmalı ve ezilenleri işçi sınıfının çevresine toplamaya çalışmalıyız... İşte benim sinemam, ge-nel mücadelenin bir parçası olarak bu amaca hizmet etmeye çalış-maktır. "Düşman" filmi, bu