zaten o şarkıyı ben sana yazmadım
Puan vermedi·116 syf.··
2026 39. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 00:00
Bu kitapta bir aşk okumayacaksınız, o aşkı yaşayacaksınız. İki aile dostunun çocukları daha çocukluk yıllarında aşık olurlar. Biz hep Umut'un aşkına tanıklık ediyoruz. Ama Elif'i de romanın sonunda çok iyi anlıyoruz. Bir erkek ne kadar güzel, ne kadar çok, ne kadar temiz sevebilirse Umut öyle seviyor Elif'i. Bu sevgi onu paramparça edince de " Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen boş yere mağaramdan çıkarma beni." diyor kırgın ve yorgun kalbi. Peki bir erkek kaç yıl hiç görmeden, haber almadan, sesini duymadan sevebilir? Bir erkek kaç kere terk edilebilir? Kaç erkek ömrünü sevdiği kız için heba edebilir? Klasik kavuşmanın ya da kavuşamamanın ötesine geçmesini, arkadaşının kitabına akışını, Tahir Bey'in babalığını hissettirmesini, Elif'in bağlanamayışını, şarkıların/ şiirlerin kurguya yedirilmesini, hele 14 yaşında... ve daha o kadar çok şeyi sevdim ki bu kitapta. İyi ki okudum dediğim ve sizlerin de aynı cümleyi kuracağınıza emin olduğum bu kitaba sakın geç kalmayın. Oysa, herkes anlatmak için birini arar. Sevip de susmak tecritlerin en ağırıydı. İnsan ne garip canlı, yenile yenile öğreniyor ruhunu taş duvarlarla örmeyi. Zaten Her şey hayal kurmakla başlamaz mıydı? Taş kalpli de olmuyor, sonradan olunuyor. Fırtınanın yaklaştığını sadece anlarsınız, onu durdurmaya hiç kimsenin gücü yetmez. İnsanlar gürültülü eylemlere tepkisiz kalabilirler de sessizliğin sesine dayanamazlar. Hayatında bir sorunla karşılaşmamış birisi gün gelir bir tek sorunla karşılaşırsa hayata tepetaklak olur. Ben merak etmiyorum artık. Bir kere yapan yine yapar...Bir kere giden yine gider. İnsan bu kadar acıya dayanmak zorunda değildir. Ne kadar acıya dayanmalıdır: Dayanabildiği kadar. Ya dayanamıyorsa? Kaybedeceğimiz şeyin büyüklüğü bizim hayattaki sorma
Zaten O Şarkıyı Ben Sana YazmadımOrkun Galolar · İnkılâp Kitabevi · 202662 okunma
10/10
·272 syf.··
2026 8. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 15:07
Koca bir ah ile başlıyorum kuracağım cümlelere.Bu ahım neye bilmiyorum kitaba mı kendime mi üzüntüme mi ? Bunu kendime sorma zamanım olmadı çünkü kitabı bitirir bitirmez yazıyorum.Belki belli bir süre geçince cevabını bulabilirim. Hayat ne kadar tuhaf değil mi yaşayıp gidiyoruz ama ben ne yaşadım ne yaşıyorum demeden.Bunu farketmek için illa bir dürtü mü gerekir bize. Kitabın içinde kendimden ne buldum bilmiyorum çocukluğum mu şuan anne oluşumdan kaynaklı çocuğum için endişe mi ?O kadar hayatın içinden ki illa kendinizden bişey buluyorsunuz bulamasanız bile bu hayatı yaşamış binlerce insanı düşünüp yine de üzülürsünüz.Daha yazacak çok şeyim var ama sözü fazla uzatmadan kitabın içeriğinden bahsedeyim. Balıkesirli Gülşah ve Diyarbakırlı Şahin'in o imrenilesi ölümsüz aşkının yaşamın çarkında nasılda kaybolup gittiğini anlatıyor.Her satırında kalbime saplanan hançer sayısı artıyor.O kadar sürükleyici ve merak uyandırıcı bir roman ki çok beğendim. Eminim sizde beğeniceksiniz yer yer kalbinizde uçuşan kelebekler olucak yer yer de o kelebeklerin can çekişi. Hep söylediğim keyifli okumalar bu kitap için uygun değil kesinlikle keyifle okursunuz ama bitince bu keyfiniz kalır mı bilmem benden yine de KEYİFLİ OKUMALAR
Bir Kürt SevdimDilek Bilgiç Esen · Müptela · 20228bin okunma
Reklam
7/10
·358 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 00:32
Yeni bir fantastik serisinin giriş kitabıyla geldim. Konusu oldukça değişik ve kesinlikle dikkatle okunması gereken bir kitap. Periler ve Kurtadamlar, Nefilimler ve Melezler her an hiç ummadığımız birisi çıkabilir. Nena hayatının baharındayken öğrendiği gerçeklerle neye uğradığını şaşırıyor. Tabii onunla birlikte bizde. Nena’nın annesi gerçekleri anlatırken normal şeylerden bahseder gibi anlatması sinirimi bozdu. Nena delirmek üzere ama kadın sakin sakin anlatıyor, deliriyoruz hanım bu ne sakinlik. Ama tabii onu da anlamaya başladım ilerleyen bölümlerde. Royd ve Nena’nın hikayesi rüyalarla başlayan ve bağları çok daha ilerisine uzanan bir hikaye. Royd’un Nena’yı bebek gibi sevmesi, okurken pamuk gibi olmamak elde değil. Her koşulda daima yanında. Kelly’ye belli bir yerde çok daha üzüldüm meğer bilmediği neler varmış ailesi hakkında. Ve Alyward ile olan geçmişi, ve günümüzde ki yüzleşmelerinden sonra beraberliklerini ben çok sevdim. Bazı zaman atlamaları yerine Royd ve Nena’nın aralarında ki bağ’ın nasıl güçlendiğini okumak isterdim açıkçası, zaman atlamasından sonra bir anda duyguların bu kadar yoğun ortaya çıkması güzel olsa da bir tık hangi ara diye sorma gereği hissettirdi. Ama sevgili @mujdeozcaner ile bu konu hakkında konuştuğumuzda bana serinin devamında bunların nedenini anlayacağımızı söyledi. Bundan sonrasının kesinlikle sakin geçmeyeceğinin ayak sesleri Nena’nın babası ona her ulaşmak istediğinde daha gür yankılandı. Merakla serinin devamını beklemeye çekilmekteyim bu yüzden.
MahfiMüjde Özcaner · Oleksa Yayınevi · 20261 okunma
9/10
·370 syf.··
2026 17. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 09:44
youtu.be/V2svVvl3_u0?is=... ..onlara bahşedilmiş olan PAHA BİÇİLEMEZ ZAMANI boşa harcamışlardı, ACI, SUÇLULUK ve VAR OLMAYAN CEVAPLAR için sordukları SORULARLA harcamışlardı -oysa ikisinin de ihtiyacı olan tek yanıt KENDİLERİ ve BİRBİRLERİNE DUYDUKLARI AŞK olmalıydı..
Sil BaştanKen Grimwood · Koridor Yayıncılık · 20108,3bin okunma
İletişimin Mimarları İçin: Soru Sorma Sanatında Ustalık
Puan vermedi·246 syf.··
2026 27. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 15:11
Sobel, iletişimi bir satranç oyununa benzetiyor; doğru soruyu sormak, rakibinizin (veya muhatabınızın) zihninde yeni bir hamle alanı yaratmak demektir. Kitap boyunca yazar, bizi "soru soran değil, soru yöneten" bir noktaya taşımayı hedefliyor. Bir satış görüşmesinden, yakın bir dostla yapılan akşam yemeğine kadar hayatın her anında, sorulan güçlü bir sorunun yarattığı o sessiz ama derin etkiyi, örnek olaylarla gözler önüne seriyor. Kitabın kalbi, "dinlemenin eylemsel hali" diyebileceğimiz soru sorma disiplininde atıyor. Çoğu insan, bir sonraki söyleyeceğini düşünmek için dinlerken; Sobel bize, karşımızdaki kişiyi merkeze alan ve onun gerçek ihtiyaçlarını ortaya çıkaran "odaklanmış merak"ı öğretiyor. "Şu an en önemli önceliğin nedir?", "Bu kararı alırken seni en çok ne zorladı?" gibi basit ama derinlikli soruların, karşı tarafın gardını nasıl düşürdüğünü ve güveni nasıl inşa ettiğini görmek, okur için tam bir aydınlanma anı. "Sorduğunuz soru, sizin hakkınızda, verdiğiniz cevaptan daha çok şey anlatır." Sobel’in yaklaşımı, Serkan Karaismailoğlu’nun Kadın Beyni Erkek Beyni kitabındaki o biyolojik iletişim farklılıklarıyla da örtüşüyor; çünkü doğru soru, beynin çözüm üretme mekanizmalarını tetikler. Yazar, soruları sadece iş dünyasında "ikna aracı" olarak görmüyor; aynı zamanda kendimize sormamız gereken o zorlu sorularla, kendi iç dünyamızı keşfetmemizi de sağlıyor. "Eğer bir yıl sonra bu işi bırakmış olsaydım, neleri farklı yapardım?" gibi kişisel sorular, profesyonel bir rehber olmanın ötesinde bir yaşam koçu vizyonu sunuyor. "Güçlü Sorular", profesyonel ilişkilerinde tıkanıklık yaşayanlar, satışta "fark yaratan" olmak isteyenler veya sadece ikili ilişkilerinde daha derin bağlar kurmayı arzulayanlar için yazılmış bir ustalık sınıfı. Kitabı bitirdiğinizde artık
1000Kitap
Güçlü SorularAndrew Sobel · Beyaz Yayınları · 2018228 okunma
Bu değerlendirmeyi sanırım 2024 yılında yazmıştım;))
10/10
·608 syf.··
Beğendi
·
2025 117. kitabı
"Bir kitap, içimizdeki donmuş denize indirilmiş bir baltadır… Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?" ~Franz Kafka Bu kitap okumaya zahmet edilebilecek bir kitap mı? Kesinlikle evet. Hepimizin kitap okurken farklı amaçları vardır. Kimimiz güzel bir cümlenin altını çizmek için okur. Kimimiz ise bilgi gereksinimini karşılamak için okur. Kehribar Geçidi bu iki özelliği de içerisinde bulunduruyor. Olay örgüsünü canlı tutarak okuru da canlı tutmuş oluyor. "Öyle ölüler var ki öldüğünün farkında değildir."(sayfa 17) Siz bu sıfat içerisinde yer almamış oluyorsunuz. Kendinizi o kadar kaptırıyorsunuz ki okumaya, kelimeleri sanki siz söylüyormuşsunuz gibi geliyor. Bazı cümlelerle ağlıyorsunuz bazı cümleler ile gülüyorsunuz. "Bunları yazarken genellikle gülümsüyorum nadiren ağlıyorum. Bunları okuyacak kişinin benimle aynı yerlerde gülüp ağlamasını temenni ediyorum."(sayfa 86) Temennisini gerçekleştiren Nazan Bekiroğlu ve biz okurlar arasındaki o ince bağı iliklerinize kadar hissediyorsunuz. "An gelir duyguya da kelimeye de doyduğunu zanneder insan."(sayfa 85) Ama o an bu kitapta yer almıyor. Her zaman yeni bir duyguya, yeni bir kelimeye aç oluyorsunuz. "Acaba" kelimesi yiyor içinizi ve kitabın içinde hapsolmuş bir şekilde buluyorsunuz kendinizi. Bir parça buluyorsunuz kendinizden. Kitabı okudukça keşfediyorsunuz içinizi. Ben kendimi Naso olarak gördüm. Naso okuma yazmaya bilmiyor ama avukat olmak istiyordu. Ve yazıya sürekli sitem ediyordu. Bense matematik yapamıyor lâkin savcı olmak istiyordum. Ve sürekli "Matematik ile hukukun ne alakası var, ne işime yarayacak hayatımda?" gibi sitemlerde bulunuyorum. Naso ve Nisa, ismimiz dahi birbirine çok benziyor. Eğer MS 300'lü yıllarda bulunsaymışım Naso olarak ben
Kehribar GeçidiNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 20213,558 okunma
Reklam
Reklam