Hadi size bir soru. Sabah ezanı okunurken su içilir mi? İçenler var bu ne kadar doğru? Bana kalırsa daha en başında oruç bozuluyor:)

Sahur sofrasında abim dışında hepimiz yeni uyandık, espri yapıyor kendi kendine gülüyor, soru sorup kendi cevap veriyor, sanırım uykumuz bölündüğü için duyuyoruz ama tepki veremiyoruz. Üzgünüm abi:(

Almanya 2.Dünya savaşının kaybedeni iken kısa sürede toparlanıp dünyada özellikle sanayi devrimi yaratarak süper güç oldu .Finlandiya bataklık içinde esareti yaşayan ülke iken kısa sürede işçisiyle memuruyla ,çiftçisiyle ,doktoruyla ,mühendisi ile refah seviyesi yüksek ,özgür bir ülke haline geldi .Sebeb şudur : Kaliteli ve sistematik bir eğitim sistemi . Ülkemiz de ise eğitim seviyesi yüksek insanları eğitimsizlerin yönettiği absürt bir sistem hakim.Her 5 kişiden 4’ü siyaset ile ilgilenmektedir .bunlardan yalnızca 1 kişi bilimle,tiyatroyla ,edebiyatla ilgileniyor.Bir akademisyen milli eğitim sistemimizin mevcut durumunu eleştirdikten sonra kürsüden inmiş ,sıradaki konuşmacı sistem yanlısı bir gazeteci,köşeyazarı gelip akademisyene cevap vermiş : Kürsünün şehvetine kapıldığı için öyle konuştu akademisyen deyip başlamış eğitim sistemimizi anlatmaya .Şimdi eğitim sistemini bir kenara bırakalım .Bu gazetecinin “Kürsünün şehvetine kapıldı !” Sözünü irdelememiz gerekir .Şehvet cinselikle ilgili bir terim .Psikoloji de telaffuz edilen bir konu vardır : Birileri,ilgisiz konuları cinsellikle ilişkilendirirse acaba cinsel duygularını bastırdıkları için mi sürekli cinsel kavramlar akıllarına geliyor .Mesela gazeteci kürsünün sarhoşluğuna yahut kürsünün büyüsüne kapıldı diyebilirdi .Ama baskılanmış duyguları buna izin vermedi.Kedi psikoloğa gidiyor ,psikolog küp resmi gösteriyor ,buna bakınca aklına ne geliyor ? Diye soruyor . Kedi ,Fare diye cevap veriyor .Psikolog ,fare de nerden aklına geldi ? Deyince kedi ,hiç aklımdan çıkmıyor ki diye cevap veriyor .Aslında ülkemizde sorun şurda yatıyor :Sistem bizi köleleştirdi ,bize içeri girerken aklını dışarda bırak mantığını öğretti .Duygularımızı bastırdı.İlkokulda akımıza gelen soruyu sormak için parmak kaldırmaktan korkan , öğretmen adın ne diye sorarken kısık sesle ve bir o kadar korkarak söylediğimiz ,küçükken sorduğumuz tek soru “ Anne bu ne ?” sorusundan öteye gidemeyen ve gitgide büyüyen baskılanmış duygularımızı kendimizle beraber büyüttük .Köleleştiren ezbere dayalı sistem içinde bir yere geldik .Doktor olduk ,öğretmen olduk ve belkide “kürsünün şehvetine kapıldı” diyen gazeteci olduk ama içimizde büyüttüğümüz baskılanmış ,özgür bırakılmamış benliğimizi de kaybedemedik .Van depreminden hatırlıyorum 5 katlı binanın altındaki kolonları kırıp oto galeri yapmışlar ;o binada 35 öğretmen öldü .O öğretmenler de din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden 5 aldı ,ben ve siz de 5 aldık .Kolonları kırıp galeri yapan da 5 aldı ,kumdan ,betondan,demirden çalan da 5 aldı .İşte eğitim sistemimizin özeti budur .Hepimiz 5 aldık .Din ve Ahlak bilgisi dersleri bir arada okutulmamalı .İkisi ayrı ders olsun .Din dersi okutulsun ,içinde dinler tarihi ,İslamiyet olsun .Ahlak dersinde ise Dostoyevski ,Victor Hugo,Yaşar Kemal okutulsun.Din öğrenilen bir şeydir ,ahlak ise keşfedilen bir şeydir .Eğitim seviyemizi muassır medeniyetler seviyesine yükseltmek için önce ahlakımızı keşfetmeliyiz .Aksi takdirde şehvetine kapılmış gazeteci oluruz .

Gez Atıf, Telepati'yi inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kitabımız adından da anlaşılacağı gibi tam bir gençlik kitabı.İki tane ana karakterimiz var.Bu karakterlerimiz farklı şehirlerde yaşayan Alex ve Jenny adlı iki tane yalnızlık hissi içlerini kaplamış gençlerimiz.Olayın başlangıç örgüsü bayılmalar ve bu bayılmalar esnasında gördükleri görüntülerle başlıyor.Bu görüntülerde iki genç birbirlerini görüyorlar,başlangıçta birbirleriyle iletişime geçememiş olsalar da daha sonradan ilk adımı her zamanki gibi erkeğimiz atıyor ve merhaba niteliğinde kızımıza ben gerçeğim ya sen diye soruyor kızımız şaşkın bir halde ağzındaki düğümü çözerek hangi şehirde yaşadığını söylüyor.Erkeğimizde gençlik aleviyle kendisini bir hışımda ,ailesini trafik kazasında kaybetmiş kendisinin ise tekerlekli sandalyeye bağlı kalmış Einstein zekasına sahip arkadaşının yanında buluyor ve arkadaşının hack yetenekleriyle paraya bulup kızın yaşadığı yere gidiyor ve bu arada artık bayılmadan sadece vücutlarında uyuşma hissedecek şekilde telepatik bir iletişim sağlayabiliyorlar ve bir buluşma noktası ayarlıyorlar.Erkek meraklı bir şekilde buluşma noktasına geliyor ancak kızı bulamıyor.Nerede kadınım diye dert yanarken kızla iletişime giriyor.Kız da diyor ki bende seni bekliyorum neredesin seni göremiyorum.Bunu söyledikten sonra erkeğimiz umutsuzluğa düşüyor ve ve mucit arkadaşını arıyor.Mucit arkadaşımız da ailesiyle geçirdiği trafik kazasından sonra araştırmaya başladığı kendinin ve bazı bilim insanlarının kurduğu bir hipotezi arkadaşına soru şeklinde açıklıyor.Paralel Evrene inanır mısın ?...devamı kitapta.Yorumumu buraya kadar okuduğunuz için teşekkürler.Kendime göre bir şeyler yazmaya çalıştım.Kitabı bir iki günde bitirdim.Beni baya etkiledi,iki gencin birbirine kavuşma çabası ve umutsuzluğun üstesinden gelinmesi gerektiğini açıklıyor bence yorumum buraya kadar size iyi okumalar.Hayatta kalmanız dileğiyle...

Sema Öztürk, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Bu sebeple mağara devrinden beri dünyanın bütün kadınları, bütün erkeklere üç soru sorarlar: Nereye gidiyorsun? Ne zaman geleceksin? Beni seviyor musun? Bu iş mağara devrinde böyleydi, günümüzün New York'unda da, Paris'inde de, İstanbul'unda da böyle!

Mutluluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 330)Mutluluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 330)
Nadire Türkmen, Çizgili Pijamalı Çocuk'u inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Her bölümde ince bir ayrıntı verilmiş ve bir sonraki bölümde de bu ayrıntının içine girilmiş. Kafanızda önceki bölümden kalan bütün soru işaretleri tek tek cevaplanıyor. Bir çocuğu ele alıyorsa ben neden bunu önceden okumamışım ki diye düşünürken olayın aslında çok başka olduğunu ve belki de iyi ki bu kadar geç okumuş olduğumu düşündüm. Çocuk kitabı değil-miş.
Peki oyleyse yetiskin mi derseniz bir sey diyemem. Beni derinden etkiledi.
Çocuklarin içten içe birbirlerine sarılmak isteyip de sarılmaya tenezzül edemediği bölüm...
Gözümün önünden gitmeyen bir sahne.
Okuyun. Okutun.

Soru sormak güzeldir. Merak eden ve bir şeyler öğrenmek isteyen insan soru sorar. Soru sordukça, keşfetmeye başlar, keşfettikçe içindeki öğrenme arzusu artar, öğrendikçe; daha fazlasını ister. Araştırır.. Araştırdıkça karşısına bir çok durum çıkar. Bu durumları sorgulamaya başlar. Soru soran insan; aynı zamanda sorgulayabilen insandır.

Dolunay, bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okuyor

Bu, beni tedirgin ediyordu; neden soru sormak kötü bir şeydi ? Sözcükler benim için gizli bir anlam kazanıyordu ve mahsus her defasında değiştirerek söylüyordum.

Çocukluğum, Maksim Gorki (Sayfa 28)Çocukluğum, Maksim Gorki (Sayfa 28)