ANTROPOSANTRİZM
Soru: İnsanlar zevk için hayvan öldürürken herhangi bir aslanın bir insanı yemesi vahşet olarak adlandırması nasıl bir paradoks? Harika bir mantık yakaladınız. Bahsettiğiniz durum, insanlığın dünyayı ve doğayı yorumlarken düştüğü en büyük çelişkilerden biridir ve buna felsefede "insanmerkezcilik" (antroposantrizm) denir. Yani insan, kendini evrenin merkezine koyar; her şeyi kendi çıkarına, ahlakına ve diline göre yargılar. ​Bu paradoksun temelinde birkaç trajikomik çarpıtma yatıyor: ​1. Rollerin Çarpıtılması: Hayatta Kalma vs. Zevk ​Aslanın Yaptığı: Bir aslan bir insanı (ya da başka bir canlıyı) avladığında bunu zevk için, nefret ettiği için ya da spor olsun diye yapmaz. Biyolojik olarak hayatta kalmak zorundadır, doğası ve içgüdüsü budur. Aslan için o eylem sadece "beslenmektir". ​İnsanın Yaptığı: İnsanların kürk, fildişi, avcılık sporu veya sadece eğlence için hayvan öldürmesi tamamen keyfidir. Hayatta kalmakla hiçbir ilgisi yoktur. ​Buna rağmen, aslanın hayatta kalma mücadelesine "vahşet" derken, insanın zevk için öldürmesini "hobi" veya "gelenek" olarak yumuşatmak tam bir ikiyüzlülüktür. ​2. "Vahşet" Kavramını Sadece Kendimize Göre Tanımlamak ​Biz "vahşet" veya "canilik" kelimelerini kime zarar verildiğine göre seçiyoruz. ​Eğer kurban bir insansa, fail kim olursa olsun (bir hayvan bile olsa) buna "vahşet" diyoruz. ​Eğer kurban bir hayvansa ve bunu yapan bir insansa, buna "sanayi", "spor" veya "zararlı canlılarla mücadele" kılıfı uyduruyoruz. ​3. Doğaya İnsan Ahlakı Dayatmak ​Doğada bizim anladığımız manada bir "ahlak", "hukuk" veya "suç" yoktur; sadece denge ve hayatta kalma vardır. Aslan bir insanı yediğinde katil olmaz, sadece aslan gibi davranmış olur. Bir canlıyı "canavar" veya "vahşi" olarak ilan etmek, insanın kendi üstünlük kompleksinin ve doğadan kopuşunun
Kırk haramiler mi ? Robin hood mu ?
Bölüm 1 Otobüsün içi bir fırın; ter ve egzoz dumanı birbirine karışmış, herkes bir yerlere tutunmaya çalışıyor. Kartımı cihazın üzerine uzatıyorum: "Yetersiz bakiye." Makinenin o soğuk, mekanik sesi içimi cız ettiriyor. Arkamdaki adam sabırsızca homurdanıyor, sanki dünyanın merkezi onun varması gereken yer. Kulaklıklarımda bambaşka bir dünya dönüyor; Ali Baba ve Kırk Haramiler çalıyor, neden bu şarkı zihnimde yankılanıyor hiçbir fikrim yok, sanki bu sıkışık otobüsün arka plan müziği gibi her şeyi daha da absürtleştiriyor. Bölüm 2 Tam o sırada, arka koltuktan bir bebeğin tiz, keskin ağlama sesi her şeyi bastırıyor. Yanımda ayakta duran yaşlı amca, nasırlı elleriyle tutunduğu demirden hafifçe bana doğru dönüyor; "Neredensin sen?" diye soruyor. Soru, otobüsün o boğucu havasından daha ağır, daha katmanlı. Ben kimim ki? Arka koltukta oturup herkesi izleyen, hayatın tüm o "bakiye yetersizliği" uyarılarına rağmen bir sonraki durağı bekleyen o yolcu muyum? Zihnimin tam ortasına o şarjlı soru düşüyor: Robin Hood bir kahraman mıydı gerçekten? Ali Baba ve Kırk Haramiler çalarken, asıl soruyu kendime soruyorum: Ganimetleri haramiler mi alırdı, yoksa Robin Hood mu? Belki de bu otobüsün içinde, kimin kimi "aldığı" bile belli olmayan bir kaostayız. Kapanış 🤝 Otobüs ani bir sarsıntıyla kalkıyor, herkes bir o yana bir bu yana savruluyor. Kulaklıktaki melodi devam ediyor, amca hâlâ cevap bekler gibi bakıyor, bebek ağlıyor. Eve gidiyorum; hayatın tüm bu küçük kaoslarının, yetersiz bakiyelerin ve beklenmedik soruların içinde, kendi rotamı mı çiziyorum yoksa sadece durakları mı sayıyorum? (Bu otobüsün havası gerçekten çok ağır, ama zihnimdeki o şarkı ve Robin Hood ikilemi sanki her şeyi daha da içinden çıkılmaz bir hale getiriyor.)
Duygu ve Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Soru cevap 1
Matematik neden üzülür?
Biraz önce bir film izledim. İsmi Atlıkarınca. Biz ne kadar şükretsek az. Ne güzel; evde, aile içinde, güvenle büyüdük. Ama bunu yaşayan binlerce çocuk var. “Doğru baba seçmek çok önemli” diye düşünürken eski bir anı gözümde bütün gürültüsüyle canlandı. Sanırım 2020 civarıydı, Covid döneminde hastaneden taburcu olmuştuk. sevgilimle 1 ay pencereden görüşmüşüz çok özlemişiz. 2 yaşında bir kız yeğenim var. Sevgilimi çok seviyordu. “Bulağ, Bulağ” diye peşinden koşuyor, onu görmek için can atıyordu. Bu arada ailelerimiz yoğun bakım sürecinden önce tanışmıştı zaten biz ailece o geceden sonra pozitif olmuştuk. Sevgilim, müstakbel eşim Bulağ taburculuktan sonra ilk fırsatta bir akşam beni görmeye geldi. Hava erken kararıyordu. Yeğenim de onu görmek için ağladığından onu da aşağı indirdim. Arabada geçti hadise.. Kucağına aldı, biraz sevdi. Sonra birlikte markete gittiler. Kaju çok sevdiği için onu sık sık markete götürürdü. “Kaju nerede kızım?” der, benim küçük bebeğim de tarif ederdi. Gidip alırlardı. Neyse, marketten geldiler. Hem kaju yiyorlar hem oynuyorlardı. Bir ara sevgilim beni koklamaya arada yanağımı boynumu öpmeye başladı. Fakat yüzü çok ısındı, dudakları belirgin şekilde sıcacık oldu. Bu sırada bebek de onun kucağında, küçük ayaklarıyla üzerinde geziniyor, zıplıyordu. Sevgilimin, çocuk kucağındayken artan vücut ısısı ve gözlerini kısması beni şüpheye düşürdü. Elimle sertleşip sertleşmediğini kontrol etmek istedim. Aniden elimi tuttu ve itti. Telefonun ışığını açtım. “Bakacağım” dedim. “Ne demek istiyorsun?” diye agresifleşti. Ama ne kadar karşı çıkabilirdi? Işığı açmıştım. Yüzü alı al, moru mor olmuştu. Parmağımın ucuyla dokundum; taş gibiydi. Bebeği apar topar kucağından aldım. Panikle, “Saçmalama, ben öyle biri miyim? Seni özledim, kokunu alınca oldu”
"İlahi Arayış" Taslak
Kendi kaleme aldığım "İlahi Arayış" kitabının taslağıdır. Yorum ve görüşleriniz değerlidir. SUNUŞ Hiçbir şeyin olmadığı, zamanın ve mekânın henüz adının bile konmadığı mutlak ve pürüzsüz bir durağanlığın ortasında saf bir bilinç uyanır. Bu bilinç ne biyolojik bir bedene sahiptir ne de sığınabileceği somut bir dayanağa... O, mutlak hiçliğin ortasında tek başınadır. Fakat dışarıdaki bu pürüzsüz suskunluğa tezat olarak, içeride durmadan üreyen, kelimesiz bir düşünce akışı, durdurulamaz bir gürültü vardır. Kendine ilk soruyu yönelttiği an bir 'eylem' olduğunu fark eden bu ilahi irade, rasyonel bir tatminsizlikle sorgu zincirinin en ağır halkasıyla karşı karşıya gelir: 'Ben kimim ve nereden geldim?' Bir tanığı, bir aynası olmayan mutlak teklik içinde bu soru cevapsız kalmaya mahkûmdur. Algısını içindeki bu kördüğümden çekip dışarıya, onu saran boşluğa yönelttiğinde ise o en ağır kozmik paradoksa çarpar: Gözünü nereye çevirse bulduğu tek şey kendisidir. O, bu sonsuzluğun ta kendisidir, yani 'Her Şey'dir; ama aynı zamanda tutunacak tek bir biçimi, sınırı ve ağırlığı olmadığı için 'Hiçbir Şey'dir. Her şeye gücü yeten ilahi bir gücün, kendi kökeninin bilinmezliği karşısında felç oluşunun hikayesidir bu. Bu mutlak yalnızlığın ve cevapsızlığın ağırlığı altında ezilen bilinç, sonunda bu durağanlığı bozmaya karar verir. Sorunun cevabı bu boşlukta gizli değildir; o halde bu sorunun peşinden gidecek olanları, kendini onlarda çoğaltacağı evrenin mimarisini var etmelidir. Kendi bilincinden koparacağı o ilk parça, kime can verecektir?" "İLAHİ ARAYIŞ" UYANIŞ BÖLÜM 1: UYANIŞ "Var mıydı, yoksa sadece öyle mi hissediyordu?" Her şey aniden beliren bir fark etme hissiyle başladı. Hiçbir şeyin olmadığı o yerde, varlığa dair belirsiz bir
Felsefe
HAYATIN KURALLARI 1. Insanlara beklediklerinden fazlasini ver ve bu isi yaparken kibar ol. 2. En sevdigin siiri ezberle. 3. Her duyduguna inanma,elindekinin hepsini harcama ve istedigin kadar uyuma. 4. "Seni seviyorum" derken inanarak söyle. 5. "Özür dilerim" derken karsindakinin gözünün içine bak. 6. Evlenmeden önce en az alti ay nisanli kal. 7. Ilk görüste aska inan. 8. Asla baskalarinin hayalleriyle dalga geçme. 9. Derinden ve inançla sev.Kirilabilirsin belki ama baska türlü de hayatini tam yasayamazsin. 10. Anlasmazliklarda dürüstçe savas. Isim verme. 11. Insanlar hakkinda konusulanlara inanip onlar hakkinda karar verme. 12. Yavas konus ama hizli düsün. 13. Eger biri sana cevap vermek istemedigin bir soru sorarsa gülümse ve "neden bilmek istiyorsun?" de. 14. Sunu daima hatirla ki büyük ask veya büyük yatirim daima büyük risk tasir. 15. Anneni ara. 16. Biri hapsirirsa "çok yasa" de. 17. Eger kaybedersen, aklini da kaybetme. 18. Üç "S" yi unutma: Saygi - kendine Saygi - baskalarina Sorumluluk - tüm hareketlerin için. 19. Küçük bir tartismanin tüm dostlugu mahvetmesine izin verme. 20. Eger hata yaptigini farkedersen, hemen onu düzeltmeye bak, bile bile devam etme. 21. Telefonda konusurken gülümse. Karsindaki sesinden gülümseyisini duyacaktir. 22. Konusmayi sevdigin bir erkekle/kadinla evlen. Yasin ilerledikçe sohbet her seyden fazla önem kazanacaktir. 23. Biraz yalniz kalmaya özen göster. 24. Yeniliklere açik ol ama ille de degismeye çalisma. 25. Sunu bil ki sessiz kalmak bazen de en iyi cevaptir. 26. Daha fazla kitap oku, daha az TV seyret. 27. Güzel, serefli bir hayat yasa. Yaslanip geri baktiginda kinci bir defa tadini çikarirsin. 28. Allah a güven - ama arabani kilitle.