Bu zilletin ardından söyle bana Ey ümmetim! Ne zaman kıracaksın boynundaki zinciri, Ne zaman çözeceksin kölelik prangalarını. Şeyh Ebu Musab ez-Zerkavi
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ كَانَ يَقُولُ فِي سُجُودِهِ: اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي ذَنْبِي كُلَّهُ، دِقَّهُ وَجِلَّهُ، وَأَوَّلَهُ وَآخِرَهُ، وَعَلَانِيَتَهُ وَسِرَّهُ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem secdelerinde şöyle dua ederdi: "Allah'ım! Günahlarımın tamamını bağışla; küçüğünü de büyüğünü de, ilkini de sonuncusunu da, açığını da gizlisini de." (Sahihu'l Müslim)
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kahvaltı yaptım şimdi. Tabakta duran ve üzerine birkaç damla limon sıkılmış maydanozla naneyi yerken aklıma "naneyi yemek" deyimi geldi. Bildiğimiz anlamda neden kullanıldığını merak edip telefona sordum. Araştırma sonucum şöyle: Eski dönemlerde Osmanlı medreselerinde okuyan bazı öğrenciler Ramazan ayında köylere namaz kıldırmaya gitmiş. Bir köyde muhtardan "nan-ı aziz" (ekmek) istemişler. Ekmek kelimesinin Farsça karşılığı olan "nan" kelimesini anlamayan köy muhtarı, "Biz öyle nane yemeyiz" diye yanıt vermiş. Bu durum köyde eğlenceli bir anı olarak kalmış ve sonrasında uygunsuz bir iş yapan ya da yersiz bir söz söyleyenler için "nane yemek" deyimi doğmuştur. Gördüğünüz gibi konunun naneyle alakası yok :) Bir yeni bilgi :) Hayırlı cumalar 💐 zaferdergisi.com/makale/11913-na...
Şöyle irice bir kelime bul ok atsın yüreğime. Cahit Zarifoğlu
"Franz Kafka, Milena'ya Mektuplar kitabında şöyle diyor: 'Pes ettiğimden değil, olmayacağını gözüme soka soka gösterdiğin için vazgeçtim. '' #leylaileydimecnun
Ait Olmadığım Bir Dünyayı Tanımakla Başladı Miladım
Paslanmış sarkaçların gıcırtısında ufalanıyor zaman. Şehrin genzine kaçan isli nefesler boğuyor sokak köpeklerinin ulumasını. Küflü duvarlara çarpa çarpa büyüyen sessizlik, betonun kalbinde çatlayan tohumun ilk sızısını müjdeliyor. Meydanlarda ucuz pazarlıkların kiri birikirken ve vitrinlerde insan posası satılırken, kıyamet kopmak için sûr sesini beklemedi. Kendi cehennemini cebinde bozuk para misali taşıyan kalabalıklar arasına insan soyunun kütüğüne yazılmanın ağır utancı içerisinde buz gibi bir el aşk etti yanaklarımdan birine. Ana rahminden koptuğum an yazıldı böylelikle milat. Dünyanın payıma ayırmadığı ne varsa sonradan iftira gibi yapıştı üstüme. Bana bir ad verdiler. kendi adımı ciğerime her çekişimde kanadı burnum. Kaldırdılar başımı, geri yasladılar. Daha ciğerime hava dolmadan, toprağın serin ve haklı karanlığını özledim çünkü toprağın üstü kucağını esirgeyen üvey ananın şamarıydı bana. Dünyanın kaskatı gövdesinde bana yuva açılmadığını sesimin dualara çarpıp geri döndüğü gün anladım. Bankta sızan adamın hezeyanı gibi kendime tek karış yer bulamadım şu yeryüzünde. Kuşların haysiyetsiz menzile kanat çırptığı kokuşmuş gökyüzüne bakarak yürüdüm yıllarca.
Şiir