❝
İbn Ömer (r.a) şöyle demiştir: 'Sofrada güzel ve helâl yemeğin bulundurulması ve arkadaşlara ikram edilmesi, kişinin şerefli oluşuna delâlet eder'.
❞
Hazreti Mevlânâ'ya baktığınız zaman da akılla aşkı karşı karşıya getirdiğini görüyorsunuz. Akıl diyor ki: "Bir yere kadar geliyorum, ama oradan ötesine gidemiyorum." Aşk ise onunla dalga geçiyor ve şöyle diyor: "Ben o yoldan defalarca geldim gittim." Aşk hep akla galip gelir.
Seneler evvel, Hazreti Mevlânâ ihtifallerine gelen Seyyid Hüseyin Nasr, bir televizyon programında şöyle bir cümle kurmuştu: "Siz Türkler, bir sema ayininin Londra Filarmoni Orkestrası'nın çaldığı bir Beethoven senfonisi kadar güzel bir eser olduğunu anlayabilirseniz sizin için ümit var, öbür türlü taklitçilikten kurtulamazsınız." Hasılı, sevgi, aşk, muhabbet olmadan akıl eksik kalıyor.
Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna kitabının daha ilk sayfasında şöyle diyor: "Fakat insanlar nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı tercih ediyorlar. Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır." Çoğumuz, dövüşmek isteyip istemediğimiz sorulmadan o kuyulara çoktan itildik. Çıkmak için ya karanlıklar içerisinden bir kurtarıcının belirmesini yahut da ideal koşulların oluşmasını bekliyoruz. Halbuki kurtarıcılar yok, ideal koşullar yalan. Kurtuluş isteyenin kalkıp o ilk adımı atması gerekiyor. Hem ne olacak ki, en fazla yolumuza bir ejderha çıkar Osman.
Hz.Aişe’den: Bir gece Resûl-i Ekrem’in (sas) yanımda olmadığını fark ettim, onu araştırırken elim ayağının tabanına değiverdi. Secde vaziyetinde iki ayağını dikmiş şöyle zikrediyordu:
“Allah’ım! Gazabından rızâna, azabından affına sığınırım. Senden yine sana sığınırım. Ben seni lâyık olduğun şekilde medhü senâ edemem. Sen kendini nasıl medhü senâ etmişsen öylesin.”