Bir derdini paylaşan birine ne demelisiniz, ne dememelisiniz?
İnsanlar zaman zaman sorunlar yaşar. Bazıları büyük, bazıları küçük, bazıları ise zamanla çözülen sorunlardır. Bu sorunları paylaşmak, açığa çıkarmak ve belki de anlaşılmayı umarak duyulduğunu hissetmek için birine anlatma ihtiyacı doğabilir. Ancak bu paylaşım, bazen rahatlatmak yerine yalnızca hayal kırıklığı yaratır. Bu hayal kırıklığının nedeni genellikle karşıdaki kişinin hızla tavsiye vermesi, benzer bir durumda ne yaptığına dair bir hikâye anlatması, teselli etmeye çalışması ya da yaşanan sorunu önemsiz olarak etiketlemesidir. Bunların ardında, derdini anlatan kişinin üzüntüsünü azaltma ve yardım etme niyeti bulunsa da çoğu durumda bu yaklaşımlar fayda sağlamaz. Çünkü bu tür bir paylaşımda, dinleyen kişiden çoğunlukla sorunu çözmesi beklenmez. Sebep ne olursa olsun, yalnızca birine açılmak bile daha az çaresiz hissettirebilir. Paylaşma ihtiyacı, dinleyen, anlayan ve yaşananları anlayışla karşılayabilecek birine sahip olma arzusundan doğar. İnsanlar, özellikle onları üzen bir sorun yaşadıklarında, yalnız olmadıklarını bilmek ister. Ne kadar incinildiğinin kabul edilmesini, daha iyi hissetme beklentisi olmadan, olduğu hâliyle var olabilmeyi ister. Bu nedenle böyle bir durumla karşılaşıldığında, ilk aşamada karşıdaki kişiye doğru ve şefkatli bir şekilde yanıt vermek, sorunu çözmekten daha önemlidir. Bu süreci kolaylaştıran ve zorlaştıran yaklaşımları yakından incelemek gerekir. Derdini paylaşan birine “Sadece dinlenmek mi istiyorsun, yoksa sorunu çözmek için destek mi arıyorsun?” sorusu yöneltilebilir. Bu soru, karşıdaki kişinin nasıl bir desteğe ihtiyaç duyduğunu anlamayı sağlar. Bazen sorun çözme desteğine, bazen de yalnızca dinlenilmeye ihtiyaç duyulur. Dinlemek, insanlar arasındaki en değerli paylaşım biçimlerinden biridir. Bu paylaşımı sağlıklı şekilde
Makale|Yazı
Carl Jung - Çocukluk dönemi
Bir gün okuldan sonra Carl Jung, bir katedralin bulunduğu meydana gitti. Gökyüzü masmaviydi ve güneş ışığı katedralin çatısından yansıyordu. Manzaranın güzelliği Jung'u büyüledi. Sonra korkunç, günahkar bir düşüncenin yaklaştığını hissetti ve onu zihninden uzaklaştırmak için çok çabaladı. Birkaç gün boyunca çok acı çekti, uyuyamadı ve kabuslarla işkence gördü. Sonunda, Adem ve Havva'nın günah işlemesini isteyenin Tanrı olduğunu anladığı gibi, bu düşüncelere sahip olmasını da Tanrı'nın istediği sonucuna vardı. Bu fikre odaklandığında, Tanrı'nın tahtında otururken mutlak gücüyle katedralin üzerine pislediğini, yeni çatısını parçaladığını ve tamamen yok ettiğini gördü. Bu vizyondan sonra Jung, daha önce hiç yaşamadığı bir mutluluk ve rahatlama hissetti. Bunun, İncil ve Kilise'nin ötesinde duran yaşayan Tanrı'nın doğrudan deneyimi olduğuna inanıyordu. Babasının eksikliğinin, Kilise ve Kutsal Yazıların ötesinde yaşayan Tanrı'nın bu anlık ve doğrudan hissi olduğunu fark etti. Jung, ilk komünyon ayininde kiliseyle ilgili bir başka hayal kırıklığı daha yaşadı. Ona bunun büyük bir ruhani deneyim olacağı söylenmişti, ancak hiçbir şey hissetmedi. Şöyle dedi: “Benim için bu, dinin ve Tanrı'nın yokluğu anlamına geliyordu. Kilise artık gidebileceğim bir yer değildi. Orada benim için artık hayat yoktu, sadece ölüm vardı.”
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
I. İlk Şüphe
1. Bölümde Voltaire, Descartes'i ve onun "Makine Hayvan" Teorisini hedef almıştır. Bahsedilen teori hayvanların birer ruhu veya gerçek anlamda hissetme yetisi olmadığını onların acı çekmeyen sadece mekanik tepkiler veren makineler olduğunu iddia ediyor. Ben de Voltaire gibi hiçbir şekilde bu düşünceye katılmıyorum. Voltaire onların da bizim gibi birer ruha sahip olduğunu savunur ve aradaki farkın akıl olduğunu şu dizeler ile dile getirir: "Oysa onlar ne olduklarını, niçin var olduklarını benim kadar bile bilmiyorlar." 2. Yine bu bölümün devamında "İnsan Merkezciliğini" Ve "Teolojik Doğa Görüşünü" reddeder. Teoriye göre evrendeki her şey insan için yaratılmıştır. Dini görüşümden dolayı kısmen bu görüşe katılsam da teorinin suistimal edilebilir yanı çok fazla. Voltaire' e göre ise insan "haddinden fazla izzetinefis" sergilemiştir. Zira şu dizeleriyle bunu destekler: "Ben insanoğlunun, savunmasızken daima hayvanlara yem olduğunu öldükten sonra da yine hepsine yem olduğunu gördüm. Kral olmak şöyle dursun, sonsuzluğun ortasında tek bir noktada sıkışmış, etrafımı saran her şeyin kölesi olan ben işe kendi kendimi aramakla başlıyorum." Cahil Filozof
Felsefe
Şöyle bir giriş 🇹🇷
seninle şöyle bir oturup konuşamadık
bi tivit gördüm biri yazmıştı ki şöyle sevgilimden güzel kızları gördükten sonra yanına gidip nasıl sevgiyle ona sarılayım gibi bir şey yazmıştı. aşk hakkında düşündüğüm her şeyi özetliyor..