(...) İçtihad, Şeriatın fer‘î meselelerine âit hükümleri usûlüne uygun olarak Kur’ân ve Hadîslerden çıkarmaktır; dolayısıyla Kur’ân ve Sünnet’e bağlı bir hüküm çıkarma faaliyetidir. İçtihad, Mutlak Ölçü’ye bağlı aklın, değişen hâdiseler karşısında hükmü bulma, tatbik şartını tayin etme, benzer meseleleri birbirine nisbet etme ve hayatın yeniliği karşısında İslâmî idraki canlı tutma faaliyetidir. Ehl-i Sünnet farzı farz, sünneti sünnet bilir, içtihadları icma üzerindedir ve Kur’ân-Sünnet’ten keyfî yorum çıkarmaz. Oysa tarihselci yaklaşım, tatbik şartları oluşmadığı için tatbik edilmeyen hükmü, hükmün tarihî olarak askıya alınabilirliğine delil yapar. Fakat bir hükmün tatbik edilmemesi, ancak o hükmün şartları, mahalli, illeti veya tatbik zemini bulunmadığında söz konusu olabilir.
Bu durumda hüküm iptal edilmiş olmaz; hükmün tatbik alanı doğru tayin edilmiş olur. Hükmün kendisi Mutlak Ölçü’ye bağlı kalır; değişen şey, insanın o hükme muhatap olduğu hadisenin mahiyetidir.
Sahabe içtihadı da tarihselciliğin lehine değil, İslâm’a Muhatap Anlayış lehine okunmalıdır. Sahabe, Kur’ân ahkâmını tarihe havale ettiği için değil, Allah Resûlü’nden aldığı anlayışla hâdiselere hükmün nasıl tatbik edileceğini bildiği için içtihad etti. Onların re’yi, vahyin üstünde bir tarih şuuru değil, vahye muhatap olmuş bir fıkıh melekesidir. Bu bakımdan sahabe içtihadı, “hüküm tarihî şartlara göre aşılır” görüşünün değil, “Mutlak Ölçü tarih içinde ehil anlayışla tatbik edilir” görüşünün delilidir. Nesh, tarih-üstü vahyin yirmi üç yıllık nüzul süreci içindeki ilahî tertibini gösterir. İçtihad ise tarih-üstü ölçünün değişen hayat olaylarına nasıl muhatap kılınacağını gösterir. İkisi de tarihin vahye hükmettiğini değil, vahyin tarihe nasıl hükmettiğini anlatır.
-REHA KANSU,