egeristersem

Öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim, özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. Koşullarım beni oluşturdu ben acılarımı buldum. Herkes gibi yaşasaydım eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni. Bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, va- rolmaya, 'dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya... Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. Öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal- gınlığımdan her döndüğümde...Bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya- kınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir Ömür hanım?
Reklam
Hatice’nin ölümüyle, ölüm bütün ağırlığı, bütün gerçekliğiyle girdi hayatıma. O dönemde, birkaç yıl içinde iki kız kardeşimi ve annemi de kaybettim. Bu çok ağırdı. İnsan aklı ölümle yaşamaya bir yol buluyor. Yoksa hiç düşünmeden hepimiz intihar ederdik. Ben, yazmanın ölülerimi bu dünyada tutmanın en iyi yolu olduğunu öğrendim acıyla. Yazmasaydım, Hatice gerçekten ölmüş olacaktı. Bir şiirimde, "Ölüler dünyayı sevemez ama / Ölüler olmadan / Yaşayanlar da sevemez dünyayı" dedim. Yas tutmuyorum, hayır, yaşamı savunuyorum. Her sözcükte Hatice’yi dünyamıza çağırıyorum. Geliyor. Ona danışıyorum. Cevaplıyor. Ölümünden sonra olanları anlatıyorum, anlıyor. Bir yerlere gitmemişsem iki güne bir mezarına giderim. Çiçeklerini sularım. Bir şeylerden şikayet ederim. Yeni bir türkü öğrenmişsem onu söylerim. Çocuklardan konuşurum. Gidip geldiğim yerlerde insanların kendisiyle ilgili söylediklerini anlatırım. Bir tek benim anlayacağım bir hayat, sürüyor işte. Ben, Hatice’nin yerine de yaşadığıma inandırdım kendimi! (Sitem Taşları)/şükrü erbaş
Gücenmiş sevdiğim uykuya yatmış Taramış zülfünü boynuna atmış Akşamın uykusun sabaha katmış Uyansana gözlerini sevdiğim.
“Daha çok anlat” dedim. “Hoşuna gidiyor mu?” “Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.” “Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?” “Gider gibi yaparız.”
Ben diyorum ki ona kül olayım kerem gibi yana yana. Ben yanmazsam. Sen yanmazsan. Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa.
Reklam