Birdenbire içi kavrulur gibi oldu, çaresizlik içinde hıçkırdı. Şaşırdı, buna karşı koymak istedi. Ama odada yalnızdı rol yapması gerekmezdi, ilk kez kendisiyle baş başaydı. O acıtan zevke içinden gelerek bıraktı kendini, buz gibi yanaklarından aşağı süzülen sıcak gözyaşlarını hissetti, o korkunç sessizlikte kendi hıçkırıklarını dinledi.
Onlarca yıl insanların arasında yüzmüş, ama bu dalgalardan beslendiğini, onların kendisini taşıdığını hiç bilmemişti, şimdi, bir balık gibi yalnızlığın kıyılarına fırlatıldığında çaresizlik ve şahlanmış acılar içinde çırpınıyordu. Hem donuyor hem alev alev yanıyordu. Bedenini yokluyor, buz gibi olduğunu anlayınca dehşet içinde kalıyordu, içindeki bütün duyusal sıcaklık sanki silinip gitmişti, damarlarındaki kan jelatin gibi ağır ağır akıyordu, kendi cesedinin içine gömülmüş olarak burada, bu sessizlikte yatıyordu sanki.
“…Kafası arı kovanı gibiydi, yalnızca duymak istiyordu, insan sesi duymak, içinde boğulacak gibi olduğu yalnızlık denizinin önünde bir duvar örmek istiyordu bu sesle.”