Gelecek kaygısından sıyrılıp artık gelecekte yaşadığımızı, yarının olmayabileceğini anladığımızda; yarış atı değil de, insan olduğumuzu hatırladığımızda; bir ömür çabalayıp
elde ettiğimiz unvanların, apoletlerin, etiketlerin anlamını sorguladığımız andır hayat.
İnce ruhlu, zarif bir kadınla evlendiğimizi düşünüp, bir ömür kabalığın zirvesini yaşadığımız, yalnızlık yüzünden evlenip, yalnız kalmak için ayrıldığımız, mutsuz bir evliliktir belki de hayat.
Belki çocuğuna oyuncak almak isteyen bir babanın, alın teri… Belki de bir annenin uykusuz gözlerle, ateşlenen bebeğinin alnına koyduğu, ıslak bir bez parçasıdır hayat.
Belki de hayat, bir kadının kocasının gözlerine sevgiyle bakıp, ‘Baba olacaksın’ dedikten sonraki gözyaşlarıdır. Bir annenin içinde büyüttüğü bebeği, bebeğin anne karnındaki
ilk tekmesi, belki de pembeler içindeki bir bebeğin ilk kez, ‘Anne’ demesidir hayat.