Kısa bir tanımla kibir, kişinin kendini diğer insanlardan üstün görmesidir. Bu basit tanıma bakarsak kibirin aslında en büyük günahlardan biri olduğunu görebiliriz. Oscar Wilde, felsefi romanı Dorian Gray'in Portresinde tam da bunu ele alıyor. Dorian Gray'in Portresinde Oscar Wilde, Dorian Gray'in kibirle nasıl tanıştığını, kibirin onu nasıl yavaş yavaş ele geçirdiğini ve kibirin Dorian Gray'e nasıl zarar verdiğini anlatır.
Kibir teması ilk olarak Dorian Gray ve Lord Henry karakterleri arasındaki diyalogda ortaya çıkar. Lord Henry ve Dorian Gray, ünlü ressam Basil Hallward'ın resim atölyesinde tanışırlar. Dorian, kendi portresini yaptırtmak için Basil'in atölyesindeyken, Lord Henry, sevgili arkadaşı Basil Hallward'ı görmek için oradadır. Kitabın yazarı Oscar Wilde, kitapta Lord Henry karakterini kelimenin tam anlamıyla bir laf cambazı olarak ve Lord Henry'yi sözleriyle insanları etkileyebilen biri olarak tanımlıyor. Lord Henry ve Dorian Gray arasında bir diyalog geçer. Bu diyalogla Lord Henry, sözleriyle kelimenin tam anlamıyla Dorian Gray'i zehirler. Lord Henry, çeşitli konuşmalarıyla Dorian Gray'in kendini fark etmesini ve güzelliğini fark etmesini sağlar. Lord Henry, Dorian'a şöyle der:
“Hala ona sahipken güzelliğinizin farkına varın. Günlerinizin altınını, sıkıcı insanları dinleyerek, umutsuz başarısızlıkları iyileştirmeye çalışarak ya da hayatınızı cahillere, sıradan insanlara veya görgüsüzlere vererek çarçur etmeyin, bunlar çağımızın gayesi, yanlış ülkülerdirler. Yaşayın! İçinizde duran o muhteşem hayatı yaşayın!”
Lord Henry'nin bu etkileyici sözlerinden sonra, önceleri masum ve tertemiz bir saflığa sahip olan Dorian Gray'in, kibiri ele geçirdiğini görüyoruz. Dorian Gray artık kendi dış görünüşünün ve ilahi güzelliğinin bilincindedir. Lord Henry'nin sözlerinin