O halde, her insanın kalbinde sadece esip gürlemek için bir fırsat bekleyen, başkalarına acı verme arzusu duyan hatta şayet yoluna çıkacak olurlarsa onları hiç gözünü kırpmaksızın öldüren vahşi bir hayvanın yattığı kesin bir gerçektir. Bütün savaş ve kavga tutkularının kökeninde yatan şey de budur. Onu evcilleştirmek ve bir dereceye kadar kontrol altına almak için zekânın, onun bu işle görevlendirilmiş bakıcısının daima yapacak pek çok işi vardır. İnsanlar, şayet isterlerse, bunu insan tabiatının radikal kötülüğü olarak da adlandırabilir. Hiç değilse, bir izah getirme yerine onu sözcüklerle ifade etme arayışı içinde olanların işine yarayacak bir deyimdir bu.Ne var ki ben yine de bunun, varoluşun daimi acılarıyla gittikçe daha çok acılaşmış bir yaşama isteminin kendi acılarını, başkalarına acı çektirerek hafifletme arayışı olduğunu düşünüyorum. Fakat bu şekilde insan, kendi benliğindeki gerçek zalimlik ve kötülüğü de
gittikçe daha fazla besler. Buna şu gözlem de ilave edilebilir: Kant'a göre madde nasıl ki ancak genişleyen ve daralan güçlerin çatışmasıyla ayakta durabiliyorsa insan toplulukları da ancak nefretin veya öfkenin veya korkunun çatışmasıyla kendini devam ettirebilir.