Tarifini yapmakta zorlandığım, boğazımda bir yumru oturmasına neden olan, olay örgüsünü tekrardan kafamda oturtmak için duvara bakakaldığım bir kitap oldu benim için…
Kitap ikiz kardeşlerin, savaş yılları ama hangi savaş olduğu belli olmayan bir dönemde yaptıkları yaramazlık ve yaşam mücadelesi ile başlıyor. Bu kısımda ikizlerin acı dolu, üzücü, akılalmaz olaylarla çevrili çaresizlikliğin içindeki var olma mücadelesine tanıklık ediyoruz.
Sonra ayrılmak zorunda kalan bu ikizlerden biri ile devam ediyor. Kanıt olarak adlandırılan bu bölümde fazla bulduğum kısımlar mevcuttu. Fazla dediğim ya da bana fazla gelen taciz, tecavüz, ensest, cinayet gibi unsurlar gereksiz ve boğucuydu. Her okuyucunun bu bölümde yorulacağını düşünüyorum.
Kitabın vurucu ve son kısmı olan Üçüncü Yalan kısmı enfesti. Taşlar tamamen havadaymış, biz bu vakti kadar ne okumuşuz, olay örgüsü aslında bu değilmiş, aaa ben ne anlamalıyım şimdi diye diye ilerlediğim bölüm oldu. Anlamlandırmak için ara ara molalar verdim. Yazar son bölümde tüm taşları yerine oturtmuş ama okuyucunun bunun çözmesi için sanki bulmaca yazmış.
Değişik, tarif edemediğim bir sondu. Savaş ikizleri vurmuştu aslında…
Okumanızı tavsiye edeceğim bir kitap oldu. Ben şimdi gideyim de kitabı bir daha sentezleyeyim…