Kitabı şimdi de açmadı. Ama bir düşünce şimşek gibi kafasında çaktı: ‘Artık onun inancı, niçin benim inancım olmasın? Hiç değilse onun duyguları, onun çabaları...’
Kimse kimseyi anlamıyordu. Herkes gerçeğin yalnız kendisinde olduğunu sanıyor, başkalarına bakarak acı çekiyor, göğsünü yumrukluyor, ağlıyor, ellerini ovuşturuyordu. Kimi, nasıl yargılayacaklarını bilmiyorlardı. Neyin iyi, neyin kötü olduğunda anlaşamıyorlardı. Kimi mahkûm etmek, kimi beraat ettirmek gerektiğini bilmiyorlardı. İnsanlar anlamsız bir öfke içinde birbirlerini öldürüyorlardı.