Seda Ayık

Ne var ki, onları her zaman idam etmezler... Bazıları tamamıyla tersine...” “Hayatta iken zaferlerini kutlar! Oh, evet, bazıları gerçekten de hayatta iken bu zaferi kutlarlar. O vakit de...” “Bizzat kendileri idam etmeye kalkışır!” “Evet, gerektiği zaman, doğrusunu isterseniz bu da sık sık olan bir şeydir. Genel olarak düşünceniz pek mantıklıca!”
Sayfa 473·Kitabı okudu
Reklam
…’’Bu birinci grup insanlar daima bugünün; ikinci grup insanlarsa, yarının efendileridir. Birinciler dünyayı korur ve onu sayıca çoğaltırlar; ikinciler ise dünyayı hareket ettirir ve onu bir amaca doğru götürürler. Yaşamak, birincilerin de, ikincilerin de aynı derecede hakkıdır. Bir kelimeyle, bence her iki grup da aynı derece haklara sahiptir. Vive la guerre èternellexiv şüphesiz yeni bir Kudüs’e kadar.”
Sayfa 472·Kitabı okudu
Bu ana düşünceye göre, insanlar, tabiat yasaları gereğince, genellikle iki sınıfa ayrılırlar, aşağı sınıf (sıradan insanlar) dediğimiz insanlar ki, biricik ödevleri, kendileri gibi birtakım yaratıkların çoğalmasına yarayacak materyal ödevi görmekten ibarettir, bir de, kendi çevrelerine yeni bir söz söylemek yetenek ve istidadını kendinde gören insanlar sınıfı. Tabii bu arada bir yığın da ara bölüm vardır. Ama, bu iki sınıfın ayırt edici çizgileri oldukça keskindir. Birinci bölüm, yani kendileri gibi yaratıkların çoğalmasına materyal ödevini görenler, yaradılışları gereğince tutucu insanlardır. Uysal bir yaşayış sürer, boyun eğerek yaşamayı severler... Bence bu çeşit insanlar söz dinler ve uysal olmak zorundadır, çünkü bu onların ödevidir. Onlar, böyle bir yaşamda gururlarını incitecek hiçbir şey görmez. İkinci sınıfa gelince, bunlar boyuna yasa sınırlarını aşarlar, yeteneklerine göre yıkıcıdırlar ya da buna yatkındırlar. Bu sınıf insanların suçları pek tabii olarak göreceli ve çok çeşitlidir. Büyük bir çoğunlukla ve pek çeşitli sözlerle, bugünün, daha iyi şeyler adına yıkılmasını isterler. Ama, bunlardan birinin, ülküsüne erişmesi için hatta bir ölünün, bir kan selinin üzerinden atlaması bile gerekse, bence büyük bir gönül rahatlığı ile kendine bu kan seli üzerinden atlama iznini verebilir. Tabii bu, ülküye, ülkünün niteliğine göredir, buna dikkat ediniz!
Sayfa 472·Kitabı okudu
En eskilerinden başlayarak Likürg’le, Solon’la, Muhammed’le, Napolyon’la sürüp giden, insanlığın bütün kurucu ve yasa yapıcıları, hiç olmazsa yeni bir yasa yaparken toplumun kutsal saydığı eski, babadan kalma yasaları çiğnedikleri için, istisnasız olarak birer suçluydular. Tabii bunlar, kendilerine yardımı dokunuyorsa, kan dökmekten (hem de bazen eski yasalara sadık kalmaktan başka suçu olmayan, tamamıyla masum kişilerin kanını dökmekten) çekinmemişlerdir. Hatta, asıl olağanüstü sayılacak şey, bu iyiliksever kişilerden, bu insanlığın kurucularından çoğunun özellikle birer kan dökücü olduklarıdır. Kısacası, ben şöyle bir sonuç çıkarıyorum: Büyükler şöyle dursun, ama toplumun içinde biraz olsun sivrilenler yani küçücük bir yenilik yapmak yeteneğini gösterenler, yaradılışları gereğince, herhalde –tabii az ya da çok– birer cani olmak zorundadırlar. Yoksa sivrilmelerine olanak yoktur. Herkesle aynı düzeyde kalmaya ise, yine yaradılışları gereğince razı olamazlar. Bence zaten razı olmamak zorundadırlar.
Sayfa 471·Kitabı okudu
Bence, eğer Kepler’in ya da Newton’un buluşlarını insanlık, herhangi bir kombinezon yüzünden bu buluşlara engel olan, ya da bu buluşların yolunu kapayan bir, on, yüz kişinin hayatları feda edilmeden asla öğrenmeyecektiyse, Newton’un bu buluşunu insanlığa duyurabilmesi için bu on ya da yüz kişiyi ortadan kaldırmaya hakkı vardı, hatta bunu yapmak zorunda idi. Tabii bundan, Newton’un, her önüne geleni ya da her aklına eseni öldürmeye veya çarşı-pazarda soygunculuk etmeye hakkı olduğu sonucunu asla çıkaramayız!
Sayfa 470·Kitabı okudu
Reklam