İnanç insanın varoluşunun anlamına ilişkin bilgidir ve ancak bu bilginin sonucunda insan kendini yok etmeyip yaşamını sürdürebilir. İnanç, varoluşun gücüdür. Bir insan yaşıyorsa bir şeylere inanıyordur. Eğer bir şeyler için yaşamak gerektiğine inanmasaydı, yaşıyor olmazdı. Eğer insan fani olanın aldatıcı doğasını görmüyor ve fark etmiyorsa fani olana inanıyor demektir. Fani olanın aldatıcı doğasını kavrayabiliyorsa sonsuza inanmak zorundadır. Bir inancı olmadan yaşayamaz.
Şurası aşikârdır ki, Kur'ân'da bir kıssanın zikredilmiş olması, o kıssada halktan yapılan nakillerin de doğru olmasını gerektirmez. Bu kıssada (Hârût ve Mârût kıssasında) sihirden bahsediliyor olması, halkın o konudaki inançlarının gerçekliğini ispatlamaz
Her çeşit putperestliğin ve Allah'tan başka varlıklara ilâhî sıfatlar atfetmenin temelinde yatan şuuraltı zaaf şudur:
"İdrâk-edilemez" olanın kendisinin veya onun tecellisi diye tasavvur edilen herhangibir şeyin müşahhas (somut) bir tasvirini yaratma ümidi... Bu kabil beyhûde ve aldatıcı çabalar, insanların Allah'ı kavramalarına yardımcı olacağına bunu daha da giriftleştirdiğinden ilk hedef saptırılarak dindar rûhî potansiyeller şirke kaydırılır.