Mine Söğüt’ün okuduğum ilk romanı olan “Başkalarının Tanrısı” kitabını sizler için değerlendirmek istiyorum.
Kitap Nisan 2022 yılında basılmış yeni bir kitap.
Mine Söğüt’ü Instagram’da takip ediyordum. Fakat nedense yazın dünyasına karşı bir ilgim oluşmamıştı ta ki, kütüphanede bu kitabını görene kadar.
Kitabın ilgi çeken kapağı ve Can Yayınları’ndan çıkmış olması dikkatimi daha çok çekti. Bu yüzden kitabı alıp birkaç günde bitirdim.
Kitap yüz elli altı sayfa. Yani çabucak okunabilecek kalınlıkta; fakat kitabı asıl okunulası kılan dili. Oldukça dinamik, sohbet havasında, doğal ama çoğu zaman sayıklar veya cezbe içerisinde bir havayla capcanlı bir dil. Biraz size “Yeraltı Edebiyat”ı hatırlatan bir dil bu.
Cümleler kısa anlaşılır ve dolu dolu cümleler. Yani hep bir alternatif anlam çağrıştıran derinlikleri de olan cümleler.
Kitapta, sokakta yaşayan evsiz insanların yaşamını, onların fikir düşünce ve hayal dünyalarını çarpıcı bir üslupla bize anlatmaya çalışıyor yazar. Özellikle ev, bağlanmak, yaşam, tanrı, aile, aşk, sokak ve şehir gibi insanın etrafını kuşatmış önemli kavramlar, karakterlerin ağzından sorgulanıyor.
Şair olan ve düzenli bir işi, ailesi ve stabil bir yaşamı olan anlatıcımız her şeyini terk ederek kendini öldürmek istediği bir sırada bu evsiz insanlarla tanışır ve onlarla yaşamaya başlar. Kimi zaman dilenerek, kimi zaman çalarak, kimi zaman da çaresizlik içinde sokaklarda yatıp kalkarak yaşayan bu insanların hayatı, bir gece çöpe bırakılmış bir bebeği bulmasıyla değişir.
Kitap okumaya başlar başlamaz bana “Tokyo Tanrıları” isimli harika anime filmi hatırlattı. Orada da evsiz insanlar çöpten bir bebek bulmuş ve bu bebek üzerine yaşamları değişmişti. Yazar bu filmden esinlendi mi bilinmez ama bazen edebi eserler benzer konular işlemek konusunda