«O senin bağrını yakıp kavuran ateşin adını senin gibi ben de biliyorum. Buna doyurulmamış adalet sıtması diyorum ben. Tropikadan daha öldürücü, namussuz. Tropika olsa olsa kanını ateşe verdiği insanı yok eder. Adalet sıtması ise, mutlaka dışarda bir kurban arar, ya da suçlu arar ilkin onu yok eder. Kimi zaman da kendine kıyar...»
Bir komşunuzla sorununuz olduğunda, önce onunla konuşmayı denersiniz. Bununla bir çözüme ulaşamazsanız, adalete başvurmayı denersiniz. Peki ya adalet kokuşmuşsa? Peki ya komiserler umursamazsa? Yaşadığınız soruna yıllarca çözüm bulamazsanız, muhtemelen ya delirirdiniz ya da suçlu duruma düşecek bir harekette bulunurdunuz.
Hasan İzzettin Dinamo’nun bu kısa romanında, karakter Arslan Bey’in evine Akrep Fikri adında bir berduş dadanır. İçkisini içip cesaretini topladı mı, Arslan Beylerin evinin önünde biter. Sabaha kadar bağırır, çağırır. Hakaret üstüne hakaret eder. Üstelik bunu tüm mahalle duyar. Arslan Bey önceleri sabreder, birkaç kez öğüt verir Fikri’ye. Bir gece iyice azıtan Fikri’nin yanına çıkar, pataklayacak olur. Tüm mahalle uyanır, engellerler Arslan’ı. Bu olay Fikri’yi engellemez. Hareketlerine devam eder. Arslan Bey polise başvurur, o koca mahallede tanıklık edecek bir kişi bulamaz. Bir gün öncesinde kendisine “Yahu Arslan Bey, sen, ne biçim adamsın. İnsan gelip de beni kaldırıp yardım istemez mi? Aramız iki adımlık. Kaç kez yatağımdan fırlayıp herifi yakalayarak nah şuradaki direğe bağlamak ve sonra vura vura öldürmek geçti içimden, kendimi zor tuttum. Yaz beni de tanık olarak bak neler söyleyeceğim. Aylardır uyku yüzü gördüğümüz yok. Bu, ne berbat herif böyle!” diyenler ertesin gün pısarlar, tanık olmazlar. Bu böyle 10 yıl sürer gider. Bu bağırışlar azalmaz. Aksine, freni patlak bir araba gibi giderek hızını artırır.
Arslan’ın