Emir

Emir
@stahanov
homo sum, humani nihil a me alienum puto.
Mülksüzleştirenleri Mülksüzleştireceğiz!
10/10
·94 syf.··
Beğendi
·
2022 114. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2022 23:39
Marksizm’in ne olduğu sorulduğunda, muhtemelen “Marx’ın öğretileri” cevabı gelecektir. Marx’ın öğretilerinin ne olduğu ise “komünizm” denecektir. Komünizm nedir sorusu ise “eşitlikçi bir düzen” cevabıyla taçlandırılacaktır. Ancak bunlar yeterli cevaplar olmaya yakın değil. Marx’ın kapitalizm hakkındaki incelemeleri, çözümü ve felsefi düşünceleri tek kelimeyle özetlenemez. Marx’ın öğretileri “komünizm”den daha kapsamlıdır. Bu kitapta başlangıçta Marx’ın hayatıyla sade bir giriş yapıyor Lenin. Ardından “Marx’ın Öğretisi” başlığıyla ciddi bir konuya gireceğini belli ediyor. Burada; felsefi materyalizm, diyalektik, materyalist tarih anlayışı ve son olarak da sınıf savaşını tanımlıyor. Marksizm’e merakı olmayıp da ilk defa okuyacak olanların bu kısımları okurken zorluk çektiğine eminim. Bu felsefi kısımlar hakkında kısaca anlatım yapıp, ardından da ekonomik öğretilerine ve sosyalizm bölümünden bahsedeceğiz. 1) Marx’ın Felsefi Öğretileri 1.1) Materyalizm ve İdealizm Kimi filozoflar felsefelerini yaparken maddeye (doğa), kimileri düşünceye (ruh) öncelik vermiş, öbürünü ikincil plana atmıştır. Lenin’in bu kitapta da yer verdiği üzere; Engels, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu adlı kitabında şöyle yazıyor: “Her felsefenin, ama özellikle de yeni felsefenin en büyük sorunu düşüncenin oluşla, ruhun doğayla ilişkisi, bunlardan hangisinin ilk olduğudur: Ruh mu önce gelir, doğa mı? Bu soruya verdikleri yanıtlara göre filozoflar iki büyük kampa ayrılmışlardır. Doğadan önce ruh vardı diyerek öyle ya da böyle dünyanın yaratıldığını kabul edenler idealist kampı oluştururken, doğanın ruhtan önce geldiğini öne süren öbür grupsa, değişik ekolleriyle materyalizmi oluşturdu.” A) İdealizm İdealizm sürekli egemen sınıfların çıkarları doğrultusunda hizmet veren bir yöntem olmuştur. İdealistler, zihnin dünyanın
Karl Marx ve Marksizm ÜzerineVladimir İlyiç Lenin · Yordam Kitap · 2014637 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Bir Despot Olarak Stalin
10/10
·191 syf.··
Beğendi
·
2022 93. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2022 00:57
“‘Totalitarizm’ kavramı bir Soğuk Savaş icadıdır. İcadın amacı ise bellidir; faşizmle komünizmin aslında bir madalyonun iki yüzü olduğu, aralarında büyük benzerlikler bulunduğu, birbirlerine düşman değil dost olarak görülmeleri gerektiği ve her ikisinin de bu kavram üzerinden birlikte ele alınabileceği öne sürülür. Böylece Nazi Almanya’sı ile Sovyetler Birliği arasında, Nazi rejimi ile Sovyet rejimi arasında, Hitler’le Stalin arasında hemen hiçbir fark olmadığı öne sürülebilecektir; bunların ikisi de ‘totaliter’ devletlerdir, rejimlerdir, figürlerdir.” Sovyetler Birliği, kurulduğu ilk andan itibaren dört bir yanından saldırıyla karşılandı. Burjuvazinin, kendine karşıt olan her hareketi ne kadar kanlıca bastırabileceğini, hakkında iğrenç yalanlar uydurabileceğini biliyoruz. Hatta bunu oldukça ileriye götürerek, devrimin ilk yıllarında Sovyet topraklarındaki yabancı diplomatların, Rus diplomatlarına silah çekerek görüşmeleri yürüttüğü bilinir. Lenin’in sağlık sorunları nedeniyle görevi bıraktığı 1922 yılında Komünist Parti sekreteri olan Stalin ölümüne kadar ülkenin başında kalacaktır. Stalin öncesi dönemde, Sovyet insanlarının hali içler acısıydı. 1921 başında sınai üretim savaş öncesi dönemin sadece yüzde 12’si kadardı. Teknolojik gelişme yerlerde, halk cahildi. ABD ve Avrupa ile kıyaslanamaz düzeydeydi. “Gelişmiş ülkelerin 50-100 yıl kadar gerisinde bulunmaktayız ve bu farkı on yılda kapatmak zorundayız. Ya başaracağız ya da bizi ezecekler.” Stalin, Sovyetler Birliği’ni böyle bir karanlığın içinden kurmaya çalıştı, ve bunda büyük oranda başarılı oldu. Aşağıdaki tabloda göreceğiniz üzere Çarlık Rusya/SSCB’nin kişi başına düşen reel gayrisafi yurt içi hasılası 1905’ten 1925’e dek bir düşüş yaşıyor. 1920 ile 25 yılları arasında ise 500-600 dolar civarında geziyor. Bu
Stalin DönemiAnna Louise Strong · Onur Yayınları · 198819 okunma
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Neden Dağıldı?
10/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2022 35. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2022 20:12
Sovyetler Birliği, bir şanstı. Hayır, şans doğru bir kelime değil, bir sonuçtu. Burjuvazinin sömürgen yapısının ve kapitalizmin kaçınılmaz krizlerinin bir sonucuydu. Bu sonuç, öyle ya da böyle tersine çevrildi ve Sovyet topraklarında kapitalizmin restorasyonu gerçekleşti. Bu sonuç da kendi içinde sebeplerini yaratan bir olgu. Sovyetler Birliği neden yıkıldı? Bir halk direnişiyle mi karşılaştı, kaldıramayacağı bir krizle mi boğuştu, sosyalizmin teorisinde mi sorun vardı, Stalin mi sebep oldu yoksa buna, ya da tek suç Gorbaçov’un muydu? Hepsi üstüne çalışmalar ve teoriler var. Bazıları hakkında gerçekten düşünülmeli ve yeni sosyalizm tecrübelerimizde aynı hataya düşmemeli. Bazılarını ciddiye bile almaya gerek yok, çünkü dayandıkları yer kof, tek dokunuşla içinin boş olduğu anlaşılıyor. İhanete Uğrayan Sosyalizm kitabı, ABD’li iki profesör tarafından yazılıyor. Yıkılışa götüren sebepleri yıl yıl ele alıyor, bu sayede ihanetin derinliğini içtenlikle kavrayabiliyoruz. Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin (SBKP) son genel sekreteri Mihail Gorbaçov’un ve ekibinin dayandığı bir gelenek vardı, Buharin ve Hruşçovcu gelenek. Olayları anlatmaya buradan başlamadan önce biraz geriye Lenin’e gitmek gerekiyor. SSCB’nin ilk kuruluş yıllarında ekonomi Savaş Komünizmi üzerine kuruluydu. Savaş Komünizmi ağır koşullar altında uygulanan olağanüstü bir durumdu. Zaman zaman köylülerin tahıllarına el koyulmasını gerektiriyordu. Ardından 1921-1929 yılları arasında Yeni Ekonomi Politikaları (NEP) adı altında geçici bir geri adım atıldı. Bu köylüler için bir rahatlamaydı, çünkü el koyma yerine vergilendirmeyi getirmişti. “Köylüler ellerindeki fazla ürünü satmak için serbest ticaret yapabileceklerdi; bunun yanında çeşitli kapitalist girişimler de var olabilecekti. NEP’in köylüleri daha fazla
İhanete Uğrayan SosyalizmThomas Kenny · Yazılama Yayınları · 201434 okunma
Niçin Sovyetler Birliği’nin Dostuyuz?
Puan vermedi·77 syf.··
Beğendi
·
2021 393. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 31 Ekim 2021 21:39
“Kadın olmakla utanmıyorum, yazar olmakla iftihar ediyorum.” Gazeteci Suat Derviş, hayatı boyunca kadın hakları için, işçi hakları için mücadele eder. Gericiliğe göz yummaz. İşçi sınıfını aldatmaz. TKP üyesidir, Devrimci Kadınlar Birliği’nin kurucularındandır. 1936’da Sovyetler Birliği’ne gider. Sosyalizmi yerinde görmesi hayatını büyük ölçüde etkiler. Burada insanlarla röportaj yapar, ülkesiyle Sovyetler Birliği’ni kıyaslar. Dönüşünde ise kıpkızıl bir komünist olarak anılmaya başlar. Neden Sovyetler Birliği’nin dostu olduğunu açıklamaya çalıştığı bu kitapta bu dostluğun beyhude olmadığını görürüz. 1937 yılında, Sovyetler Birliği’nde 37.403 kitap 673.539.000 nüsha olarak intişar ediyordu. Okumaya çok değer veriliyordu. Fransız yazar Stendhal’ın eserleri bütün Batı Avrupa’da 50 bin nüsha basılmış olduğu halde Sovyetler Birliği’nde 500 bin nüsha basılmıştı. Orhan Kemal de Sovyetler Birliği ziyaretini şöyle anlatıyor: “Kaldığımız Pekin oteline gelip benimle konuşan yaşlı bir Ukrayna yazarı aynen şunları söyledi: ‘— Sizi tanımıyordum. Dergim için sizinle konuşma yapmadan önce, dilimize çevrilmiş eserlerinizi görmek istedim. Kitabevlerine başvurdum. Yapılan çeviriler tamamen satılmış. Birer nüsha olsun bulmak kabil olmadı. Okuma odalarına gittim. Orada da bulamadım. Çünkü kitaplarınız okuyucular tarafından alınmış. Hem de her kitabın daha sonraki tâlipleri kuyruk olmuşlardı. Yâni adlarını yazdıranların kuyruğu…’ Nasıl şaşırdığımı, kuşkusuz, nasıl sevindiğimi kestirebilirsiniz.” Tamamı: #138424379 Sovyet kütüphanelerinde her 100 kişiye 75 kitap düşüyordu. Bu duruma Suat Derviş şu sözlerle tepki veriyordu. “Sovyetler’de okumanın bir salgın hastalığa benzediğini gözlerimle gördüm.” Aynı şekilde izlediğim bir belgeselde Rostov’un bir
Niçin Sovyetler Birliği’nin Dostuyum?Suat Derviş · Arkadaş Matbaası · 194417 okunma
Adalet Sıtması
10/10
·70 syf.··
Beğendi
·
2021 355. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Eylül 2021 16:25
«O senin bağrını yakıp kavuran ateşin adını senin gibi ben de biliyorum. Buna doyurulmamış adalet sıtması diyorum ben. Tropikadan daha öldürücü, namussuz. Tropika olsa olsa kanını ateşe verdiği insanı yok eder. Adalet sıtması ise, mutlaka dışarda bir kurban arar, ya da suçlu arar ilkin onu yok eder. Kimi zaman da kendine kıyar...» Bir komşunuzla sorununuz olduğunda, önce onunla konuşmayı denersiniz. Bununla bir çözüme ulaşamazsanız, adalete başvurmayı denersiniz. Peki ya adalet kokuşmuşsa? Peki ya komiserler umursamazsa? Yaşadığınız soruna yıllarca çözüm bulamazsanız, muhtemelen ya delirirdiniz ya da suçlu duruma düşecek bir harekette bulunurdunuz. Hasan İzzettin Dinamo’nun bu kısa romanında, karakter Arslan Bey’in evine Akrep Fikri adında bir berduş dadanır. İçkisini içip cesaretini topladı mı, Arslan Beylerin evinin önünde biter. Sabaha kadar bağırır, çağırır. Hakaret üstüne hakaret eder. Üstelik bunu tüm mahalle duyar. Arslan Bey önceleri sabreder, birkaç kez öğüt verir Fikri’ye. Bir gece iyice azıtan Fikri’nin yanına çıkar, pataklayacak olur. Tüm mahalle uyanır, engellerler Arslan’ı. Bu olay Fikri’yi engellemez. Hareketlerine devam eder. Arslan Bey polise başvurur, o koca mahallede tanıklık edecek bir kişi bulamaz. Bir gün öncesinde kendisine “Yahu Arslan Bey, sen, ne biçim adamsın. İnsan gelip de beni kaldırıp yardım istemez mi? Aramız iki adımlık. Kaç kez yatağımdan fırlayıp herifi yakalayarak nah şuradaki direğe bağlamak ve sonra vura vura öldürmek geçti içimden, kendimi zor tuttum. Yaz beni de tanık olarak bak neler söyleyeceğim. Aylardır uyku yüzü gördüğümüz yok. Bu, ne berbat herif böyle!” diyenler ertesin gün pısarlar, tanık olmazlar. Bu böyle 10 yıl sürer gider. Bu bağırışlar azalmaz. Aksine, freni patlak bir araba gibi giderek hızını artırır. Arslan’ın
Edebiyat
Adalet SıtmasıHasan İzzettin Dinamo · Yalçın Yayınları · 198339 okunma