“hayır, size inanmak istemiyorum. zaman zaman başka bir yaşam arzulamış olduğunuza eminim.” ona: “tabii,” diye cevap verdim, “ama bunun zengin olmayı, çok çabuk yüzmeyi, ya da daha biçimli bir ağza sahip olmayı arzulamak kadar da önemi yok.” bana göre bu da aynı türdendi. fakat o, sözümü kesti. bu öteki yaşam hakkında ne düşündüğümü sordu. o zaman ona: “öyle bir yaşam ki, onu yaşarken bu yaşamı anımsayabileyim,” dedim.
kararın saat on yedide okunacak yerde saat yirmide okunmuş olması ve büsbütün başka bir mahiyette de olabilmesi olasılığı, herkes gibi çamaşır değişen kimseler tarafından verilmiş bulunması gerçeği, Fransız (ya da Alman, veya Çin) milleti gibi kuşkulu ve belirsiz bir kavrama dayanmış bulunması keyfiyeti… bunların tümü, bu kararın ciddiliğinden pek çok şey kaybettiriyor gibi geliyordu bana.
ben dinliyor, bana zeki dendiğini duyuyordum. fakat sıradan bir insanın sahip olduğu meziyetlerin, bir suçluya karşı ne ezici ithamlar haline gelebileceğini iyi anlayamıyordum.