Ufuk

Ufuk
@stefan_zzweig
Puan vermedi·80 syf.··
2022 6. kitabı
Korku duygusunu çok iyi bir şekilde okuyucuya aktaran Stefan Zweig'in sayfalar üzerinden içimize işlettiği ve yarattığı karakterler sayesinde derinlerimize tezahür ederek onlarla aynı şeyleri biz okurların da duymasını, görmesini hissetmesini sağladığı bir başyapıtıdır. Ana karakterin kocasına ettiği ihanetten dolayı duyduğu korkuyu ve bu korkunun zamanla pişmanlığa evrilişini tüm evreleriyle okuyucuya yaşatan hiçbir detayı atlamadan, işi oldu da bittiye getirmeden etkileyici bir şekilde işleyen yazar adeta bizi kitabın içine çekiyor ve ana karakterle bütünleştirip, onunla korkup onunla pişman olmamızı sağlıyor. Yazar, okuruna ders vermek istiyor ve bunu okurun gözüne sokmadan yapıyor. Kitap, sorunların nasıl çözüleceğini düşünmemiz için biz onu okurken sanki bize zaman tanıyor. Daha da iyi bir şekilde ifade etmem gerekirse "Şimdi ne yapmalı?" "Ben olsam ne yapardım?" Dedirtiyor ve bunu aynı zamanda kitabı okurken düşünebiliyoruz. Çünkü yazarın oldukça akıcı bir dili var ve olaylar da yorucu ilerlemiyor ve yaşanan sorunları sanki bizim sorunlarımızmış gibi benimsiyoruz. Kitap ile okur arasında bu sayede etkileşim daha da artıyor. Yazarın ihanet hakkında vermek istediği derse gelecek olursak da... Yazarın yarattığı koca karakteri ne kadar merhametli ve affedici olsa da bence yazar kitapta ihanete ve ihanet edene hiç acımıyor. İhanet eden karaktere en katlanılmaz acıyı hissettiriyor, korkuyu, kaybetme korkusunu. Ve bir şeyi kaybetmekten ne kadar korkarsan onu o kadar iyi tanımaya başlarsın diyor adeta yazar. Kadın kocasını her geçen gün canı daha da acıyarak daha çok tanıyor. Onunla birlikte biz de korkuyoruz ve bizim de canımız acıyor. İkilemde kalıyoruz. Bir yanımız onun bu acılardan kurtulmasını isterken diğer yanımızsa bunu hak ettiğini söylüyor. Bir yanımız her şey
KorkuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2022125bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·50 syf.··
2022 9. kitabı
Stefanın akıcı eserlerinden olan bir yapıt. İnsan hayatında bazen öyle anlar gelir ki içimizden bir ses yapmayı istemez fakat yapmak zorundayızdır. Bu zorunda olduğumuz durum her neyse yapmadığımızda kötü bir sonuçla karşılaşırız. Bu durum mecburiyet olarak adlandırılır. Bunu açıklamak istedim çünkü insanlar “Hayır!” diyemedikleri her şeyi mecburiyet olarak adlandırmaktadır. İçinizde karşı koyma isteğinizin bulunduğu fakat imkanınızın bulunmadığı her durumu mecburiyet değildir. Günlük hayatta verebileceğimiz birçok örnek vardır. Kırmamak adına verdiğiniz bir notunuz, ayıp olmasın diye gittiğiniz bir buluşma sizi bunu yapmaya mecburmuşsunuz gibi hissettirir. Bunu yaparken de çoğu insan karakterinden ödün verir. Notu istemeyerek veren biri, bir sonraki vereceği notta vermemek için yalana başvurabilir. Buluşunca katlandığınız insanla buluşmamak için belki yalana başvurur belki de istemsizce kırıcı olarak karşısındakini soğutmaya yönelik hareketler yapabilir. Böyle durumlarda ikna edici olmak için karakterinizin sınırlarını iyi çizerek aslında mecbur olmadığınızı fark etmeniz lazım. Olayı anca iç dünyanızda çözerek üstesinden gelebilirsiniz. Bu iç savaşını kazan kim varsa güçlü birer birey olarak görülmektedir. Stefan Zweig’in yazdığı gibi “İçinde bir yerler hayır diyorsa sende hayır demelisin. Hayır demeyi bilmelisin.” Sizlerde güçlü birer birey olabilmek için kendinize, çevrenize ve sizi zayıflatan herkese hayır demeyi öğrenin.İyi okumalar.
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175,1bin okunma
Puan vermedi·1724 syf.··
2024 34. kitabı
Victor Hugo’nun 1862 yılında yayınlanan romanıdır. 19. yüzyılın en büyük eseri olarak dünya tarafından kabul görmüş eser pek çok dile çevrilmiştir. Günümüzde ise en çok okunanlar listelerinin başında yer almaktadır. Okuyucuda büyük bir merak ve tekrar okuma isteği uyandıran Sefiller kitabı için Victor Hugo’nun on dört yıl üzerinde çalıştığı bilinmektedir. Beş cilt ve her biri bir roman büyüklüğündedir. Sayfa sayısı sizleri korkutmasın. Sayfalar akıp gidiyor ve siz farkına varamıyorsunuz. İyi bir insan ile yolu kesişen bir mahkûmun hayatının nasıl değiştiğini ve kendinden başka hayatları da nasıl değiştirdiğini okurken güzel ve unutulmaz bir yolculuğa çıkacağınızın garantisini verebilirim. Romanımızın başkahramanı Jan Valjean çalışkan bir köylü olup geçimini ağaç budayarak sağlamaktadır. Aynı zamanda ablası ve yedi yeğenine bakmakla yükümlüdür. O kış çok çetin geçmiştir, iş bulamamıştır. Çok çaresiz kaldığı bir anda ekmek çalmıştır ve yakayı ele vermiştir. Fırın sahibi şikâyetinden vazgeçmez ve Jan Valjean beş yıla mahkûm edilir. Ablası ve yeğenlerini düşünerek birkaç kez kaçma girişimde bulunur ve her seferinde yakalanır. Cezası bu firarlar ile birlikte on dokuz yıla çıkar. Her türlü insanın olduğu tersanede kötü bir insan haline gelen Jan Valjean cezasını tamamlayıp tahliye olur ve kendisinin mahkûm olduğunu gösteren sarı bir kâğıt tutuşturulur eline. Bu kâğıt sayesinde gittiği D kasabasında kimse ona iyi davranmaz. Hancılar hanına almaz, çaldığı kapılar bir bir yüzüne kapanır ve her gittiği yerden kovulur. O kadar çaresiz kalmıştır ki bir köpeğin kulübesine sığınır. Fakat köpek yanında kalmasına müsaade etmez ve üzerine hırlar. Yoldan geçen yaşlı bir kadının tavsiyesi üzerine Piskopos’un evine gitmeye kadar verir. Ablası ve emektar hizmetçisi ile yaşayan
Sefiller (2 Cilt Takım)Victor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025105,3bin okunma