Hayatın büyük teşebbüsleri muhasebeci hikmetiyle değerlendirilemez. Mesele bir şeye değmesi ya da değmemesi değil, kader, şartlar, mizaç ya da salgı bezlerinin fonksiyonu öyle emrettiği için bir şeyi yapmak zorunda olmak...
Muhtemelen bunların hepsi iç içe. Ve insan ödleklik etmeyip emredileni yapıyor. Sadece bu önemli. Gerisi teori.
Hayatın belirleyici olayları zaman içinde, yani çok yavaş gerçekleşir. Hiçbir eylem gözle görülmez. İnsan yaşar, o kadar. Hayatta önemli olan durumlar daha fazla eylem içerecek diye bir şey yoktur.
Bir insanın kayıtsız şartsız sevilmeyi kabul etmesi büyük cesaret ister. Kahramanlık değilse bile cesaret. Çoğu insan sevgiyi ne almayı ne de vermeyi bilir; çünkü ödlektir, kibirlidir, korkuları vardır. Sevgi verdiği zaman utanır ve diğerine teslim olup sırrını paylaştığı zaman daha da fazla utanır. Bu üzücü sır şudur ki, insanın şefkate ihtiyacı vardır, onsuz yaşayamaz.
Artık intikam almak da istemiyorsundur, hayır; ve işte o zaman, hakiki intikamın bu olduğunu fark edersin, tek intikam, tek kusursuz intikam budur, artık ondan hiçbir şey istememek, ona ne iyilik ne kötülük dilemektir, çünkü o zaman artık seni yaralayamaz.
Günün birinde uyandım, yatağımda doğrulup oturdum ve gülümsedim. Artık en ufak bir acı çekmiyordum ve birden, doğru insan diye bir şeyin olmadığını idrak ettim. Ne yeryüzünde ne de cennette. Öyle biri, öyle tek bir kişi yok. Sadece insanlar ve her insanın içinde bir tutam doğru insan var ama kimsede, bizim diğerinden beklediğimiz ve umduğumuz şey yok. Kusursuz insan diye bir şey yok ve o mutluluk veren, harikulade tek adam aslında hiç var olmadı.