Günün birinde uyandım, yatağımda doğrulup oturdum ve gülümsedim. Artık en ufak bir acı çekmiyordum ve birden, doğru insan diye bir şeyin olmadığını idrak ettim. Ne yeryüzünde ne de cennette. Öyle biri, öyle tek bir kişi yok. Sadece insanlar ve her insanın içinde bir tutam doğru insan var ama kimsede, bizim diğerinden beklediğimiz ve umduğumuz şey yok. Kusursuz insan diye bir şey yok ve o mutluluk veren, harikulade tek adam aslında hiç var olmadı.
Görünüşe bakılırsa hayatta her şey görünmez bir saatin yelkovanına göre gelişiyor: İnsan bir dakika erken karar veremiyor, bunu ancak olaylar ve durumlar kendi kendine kararı belirledikten sonra yapabiliyor.
Ne mi hissediyordum? Kaderimden sorumlu olduğumu. Her şeyin bana bağlı olduğunu. İnsan armudun pişip ağzına düşmesini bekleyemez; kendi hayatında da, insan ilişkilerinde de.
Hayatta böyle baş döndürücü anlar vardır, insan birdenbire her şeyi daha net görür; o ana dek bunu yapamayacak kadar korkak ya da zayıfken, o anda kendi gücünü, imkânlarını sezer ve bilir. Bunlar, hayatın değiştiği anlardır.