Hayat bir özlem ve kaybedilen insanın eline geçirdiği her şeyden daha büyük; insan ancak kaybetme cesareti gösterdiğinde, her şeyi, sadece kaderini değil ismini ve kentsoyluluğunu da üzerinden attığında, bir de her günü son günüymüş gibi yaşadığında gerçekten yaşar.
İnsan hayatım dediği şeyin içini pek az doldurur, hem de gülünç derecede az.
Bu, yitik günlerden oluşan bir zincirden başka bir şey değildir, her daim planlanan şeylerin gerisinde kalan günlerden başka; aylar yıllar geçer, insan anlamaz, sanki her şey sadece tek bir günden ibaret diye düşünür çoğunlukla; uzun, sıradan bir gün, hep diğerinin aynısı…
Bazen hayatın büyük, kelimelere dökülemeyecek kadar büyük, şimdiye dek tecrübe ettiği her şeyden daha büyük bir şey olması gerektiğini düşündüğünü söylüyor; belki de insanı ayakta tutmaya devam eden yegâne şey bu umuttur: hayatı belki de henüz bilmediğine, bildiğinin sadece adı olduğuna dair bir umut.