storyofreader

storyofreader
@storyofreader
Avukat
Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi
Mersin
973 okur puanı
Aralık 2022 tarihinde katıldı
Size yaşadığınızı hissettiren nedir? Ben Akdenizliyim; ruhumun rengi güneşten, kokusu limon çiçeğinden gelir. Hayat bazen öyle yoğun olur ki… Yine de dolapta unutulmuş yarım bir limon bile “buradayım” der bana — Tazeliğiyle, kokusuyla, en çok da hatırlattıklarıyla. Başka birine sorsanız, limon nedir ki? Sıradan bir meyve… Bir ekşilik, bir sarılık, bir detay. Ama benim için öyle değil. Benim için limon; Kara kaşın bir kıvrımı, Kara gözün bir bakışı, İnsanın içini bir anda ısıtan o tanıdık duygu gibi… Sanki bir yüz, bir nefes, bir dokunuş saklı onun içinde. Belki de bu yüzden bir limon bile kalbime çarpar bazen
Edebiyat
Reklam
Kaç zaman oldu bir selam göndermeyeli… Bu zaman zarfında ne çok özledim seni. Sesini, kokunu, mimiklerini…
Zamanla ne zaman küstüğümü hatırlamıyorum. Belki bir sabah uyanıp hiçbir şeyin anlamını hissetmediğimde oldu, belki bir gece yatağa girerken içimde hiçbir şey kıpırdamadığında. Bilmiyorum. Sadece
“Diyar diyar gezen ölüler vardır. Sen her nefes alanı diri mi sandın?” Bazı insanlar, yaşamanın yalnızca nefes almak, uyanmak, işe gitmek, yemek yemek, konuşmak ve uyumaktan ibaret olduğunu sanır. Oysa yaşam, kalbinin gerçekten attığı, içinin bir çocuğun neşesiyle dolduğu, bir sabah pencereden bakarken dünyanın seni içine çektiği o anlardadır. Ama işte, sokaklar tıklım tıklım insanla dolu olsa da; bazı bakışlarda boşluk, bazı yüzlerde hiç kapanmayan eski bir yara, bazı yürüyüşlerde bir yere değil de geçmişe kaçış hissi vardır. Diri olmak, sadece hayatta olmak değildir. Diri olmak; içindeki sesi hâlâ duyabiliyor olmaktır. Hayran kalabiliyorsan bir günbatımına, Kırıldığın hâlde sevgiden vazgeçmiyorsan, Ve en önemlisi, hâlâ bir şey için yanıp tutuşabiliyorsan — işte o zaman dirisin. Çünkü bazen ölümler, kalbin atmayı bırakmasıyla olmaz. Bir düşü yitirdiğinde, bir sevgiyi gömdüğünde ya da kendine küsüp sustuğunda da ölürsün. Fakat yürümeye devam edersin. İşte o zaman bir “diyar gezen ölü” olursun. Bu yüzden, gözlerine bakarak konuşanları, hayretle bakanları, çocuk gibi gülebilenleri kayır kalbinde. Onlar hâlâ diridir. Diğerleri mi? Onlar, bir gün yeniden doğmayı bekleyen tohumlardır belki. Kim bilir.
Her şey biraz eski burada. Işık, zaman gibi davranıyor; ağır aksak, dokunarak geçiyor her yüzeye. Köşedeki sandalye susuyor, perde kıpırdamıyor, duvardaki gölge bile kımıldamıyor. Sanki biri biraz önce kalktı ve bir daha hiç dönmedi. Ama hava hâlâ onun kokusuyla dolu. İçerisi, söylenmemiş bir cümlenin içinde kalmış gibi. Ne başı var, ne sonu. Sadece duruyor. Bazen bir an, bir fotoğraf karesi gibi — geçmiyor, silinmiyor, anlatılmıyor. Ve biz o anlarda değil, o anlar bizim içimizde yaşamaya devam ediyor.