“Diyar diyar gezen ölüler vardır. Sen her nefes alanı diri mi sandın?”
Bazı insanlar, yaşamanın yalnızca nefes almak, uyanmak, işe gitmek, yemek yemek, konuşmak ve uyumaktan ibaret olduğunu sanır. Oysa yaşam, kalbinin gerçekten attığı, içinin bir çocuğun neşesiyle dolduğu, bir sabah pencereden bakarken dünyanın seni içine çektiği o anlardadır.
Ama işte, sokaklar tıklım tıklım insanla dolu olsa da; bazı bakışlarda boşluk, bazı yüzlerde hiç kapanmayan eski bir yara, bazı yürüyüşlerde bir yere değil de geçmişe kaçış hissi vardır.
Diri olmak, sadece hayatta olmak değildir.
Diri olmak; içindeki sesi hâlâ duyabiliyor olmaktır.
Hayran kalabiliyorsan bir günbatımına,
Kırıldığın hâlde sevgiden vazgeçmiyorsan,
Ve en önemlisi, hâlâ bir şey için yanıp tutuşabiliyorsan — işte o zaman dirisin.
Çünkü bazen ölümler, kalbin atmayı bırakmasıyla olmaz.
Bir düşü yitirdiğinde, bir sevgiyi gömdüğünde ya da kendine küsüp sustuğunda da ölürsün.
Fakat yürümeye devam edersin.
İşte o zaman bir “diyar gezen ölü” olursun.
Bu yüzden, gözlerine bakarak konuşanları, hayretle bakanları, çocuk gibi gülebilenleri kayır kalbinde. Onlar hâlâ diridir.
Diğerleri mi?
Onlar, bir gün yeniden doğmayı bekleyen tohumlardır belki.
Kim bilir.