"Bir söz ver bana," diyorum telaşla. "Hiç değilse beni bugün nasıl sevdiğini hatırla. Belki o zaman, belki beni bir zamanlar ne kadar sevmiş olduğunu hatırlarsan, gerçekten bir nebze sevebilirsin de..."
Gerçek ya da kurgu, bütün hayat aşk denen yalan çevresinde dönüyordu sanki. Üstelik tecrübe gösteriyordu bu zıkkım, mutluluktan ziyade bir felaket müjdecisiydi. Peki neden herkes onun peşindeydi? Ya da öyle miydi hakikaten?
Amcamın bu eve neredeyse bilerek kötü davrandığı gibi bir düşünce belirdi kafamda. Belki de bu hayatını reddetmek, başka bir türlüsünün mümkün olduğuna, hâlâ mümkün olabileceğine dair bir umudu korumasını sağlıyordu. Kim bilir?