"İnanıyorsan varolup olmaması pek önemli değildir. Ayrıca en büyük inkârcının da, en inançlının da içinde bir nebze kuşku vardır. Ve elbette ki, aşk da Tanrı da ölümsüzdür."
"Bir söz ver bana," diyorum telaşla. "Hiç değilse beni bugün nasıl sevdiğini hatırla. Belki o zaman, belki beni bir zamanlar ne kadar sevmiş olduğunu hatırlarsan, gerçekten bir nebze sevebilirsin de..."
Gerçek ya da kurgu, bütün hayat aşk denen yalan çevresinde dönüyordu sanki. Üstelik tecrübe gösteriyordu bu zıkkım, mutluluktan ziyade bir felaket müjdecisiydi. Peki neden herkes onun peşindeydi? Ya da öyle miydi hakikaten?