Okuduktan sonra uzun bir süre üstüne düşünülmesi gereken kitaplardan. “Gerçek sevgi, koşulsuz bir adanmışlıktır, hakir görülmeyi önemsememektir, sorgusuz sualsiz itaat etmektir, kendi aklına ve tüm dünyaya karşı gelerek tüm kalbini ve ruhunu celladına vermektir” diyen Miss Havisham aslında çok iyi anlatıyor. İnsanın yaşanan olaylardan bazen sağ çıkamadığını. Onun tam tersi olan pip ise; yetim kalmasına, haksızlıklara, gösterilen şiddete rağmen içinde hep bir umut biriktiriyor. Hayatı devam ettiği sürece onu bir amaca bağlayan umutları yanında taşıyordu. Bu iki zıt karakterin buluşması okurları ikiye ayırabilir.
⸻
“Kendimi büyük umutlar içinde bir adam olarak görüyordum…”
Pip’in bu sözü, aslında tüm hikâyenin özeti gibi. Küçük yaşta fakirlik içinde yaşayan bir çocukken, bir anda zengin olma hayaliyle yanıp tutuşuyor. İçinde büyüttüğü o “büyük umutlar” zamanla gözünü öyle kör ediyor ki, eskiden kıymet verdiği insanları, kendi kalbini bile unutuyor.
Ama işte hayat öyle bir öğretmen ki, hayal ettiklerinle değil, yaşadıklarınla yüzleştiriyor seni. Pip de sonunda anlıyor: Gerçek büyüklük para, şöhret ya da toplumda yer edinmek değil; iyiliği kaybetmemek, vicdanlı kalabilmekmiş.
Bence bu sözle birlikte kitap şunu söylüyor:
İnsanın en büyük umudu, önce kendisi olmaktan vazgeçmemesi olmalı.
Belki de hepimiz bir dönem böyleyiz. Hayallerimiz büyük ama gerçekler bize daha derin dersler veriyor.
Bunların yanı sıra toplumsal sınıf baskılarının insan hayatına etkilerinden de bahsetmeside göz alıcı…