Birçok akademisyenin yaptığı gibi, eğer bir nüfus geleneksel inanç ve uygulamaları yıllar boyu sürdürmüşse, bu inanç ve uygulamaların hayatlarında önemli bir rol oynaması gerektiği fikrinde ısrarcı olmak yanılgıdır. Geleneksel inanç ve uygulamalar faydalı olabilir, hatta önemli adaptif mekanizmalar olarak hizmet de edebilir, bununla birlikte zayıf, zararlı ve hatta bazen ölümcül dahi olabilirler.
İnsanlar daima akıllı değildir. Ayrıca yarattıkları toplumlar ve kültürler de insan ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde tasarlanmış ideal uyumlu mekanizmalar gibi görünmemektedir.
İster şehirli ister köylü, çeşitli toplumlardaki insanlar empati kurma, kibarlık, hatta aşk ve çevreleri tarafından ortaya çıkartılan zorluklarla şaşırtıcı bir şekilde başa çıkabilme yeteneğine sahip olduğu kadar kendi aralarında, diğer toplumlarla ve yaşadıkları çevreyle ilişkilerinde duygusuz biçimde zalimliğe, gereksiz yere sıkıntıya ve büyük ahmaklıklara yol açan inançlarını, değerlerini ve sosyal kurumlarını sürdürme konusunda da bir o kadar yeterlilerdir.
Geçmişte ve günümüzde bazı halk toplumları nispeten uyumludur, buna rağmen küçük ve basit toplumların hayattan memnuniyetsizlikten ve dertlerden tamamıyla arınmadığı bir gerçektir. Aslında bazı küçük toplumlar çevrelerinin gereksinimleriyle mücadele etme konusunda başarısızdır ve diğerleri de duyarsızlık, çatışma, korku, açlık ve ümitsizlik içinde yaşamışlardır. Yine de, küçük ölçekli toplumların bizlere göre yaşadıkları çevrenin şartlarına daha iyi uyum sağlamış olduğu yönündeki inanç devam etmektedir. Bu kitabın ana fikri de bazılarının böyle olabileceği ancak diğerlerinin kati bir biçimde böyle olmadığını göstermektir.