İnsan tozdan ibaretti ve bütün bu tozun doktoru olmanın, insanları mutsuz, hasta ya da uykusuz kaldıkları zaman hatırlayıp tekrarlayacakları şiirler yazmaktan nasıl daha iyi bir şey olduğunu anlayamıyordum.
Paris'i, kentten hızla uzaklaşan bir trenin yük vagonundan seyretmeye benziyordu bu; hani kent her saniye biraz daha küçülür ama insan gerçekte kendisinin küçüldükçe küçüldüğünü, yalnızlaştıkça yalnızlaştığını, bütün o ışıklardan ve o coşkudan saatte bir milyon kilometre hızla uzaklaştığını hisseder ya, onun gibi bir şey işte.
Dolabımda balık ölüleri gibi asılı duran kullanışsız, pahalı giysileri almakla ne denli budalalık ettiğimden ve okulda sevine sevine elde ettiğim o küçük başarıların Madison Caddesi boyunca uzanan yapıların mermer ve cam karışımı şık cephelerinin önünde nasıl yok olduğundan başka bir şey düşünemiyordum.