O bir harptı; tek hayatı ve bilinci, telleriydi; müzik ise arasından aktığı o telleri hatıralar ve hayallerle titreştiren bir seldi. Sadece hissetmek değildi bu. Bir biçime, renge ve ışınıma bürünmüş olan duyuları, hayal gücünün hayale cüret ettiği her şeyi yüce ve sihirli bir yoldan somutlaştırıyordu.
Oysa kızın gözlerinde gördüğü şey ruhtu... Hiçbir zaman ölmeyecek olan ebedi ruh. Tanıdığı hiçbir adam ve hiçbir kadın onda ölümsüzlük fikri uyandırmamıştı. Ama kız öyleydi.
O muhteşem ve yalnız denizin ortasında bir bakış açısı kazanmıştı. Birçok karanlık ve bulutlu köşesi vardı, ama Martin ayrıntıları değil bütünü görmüştü; bir de o dünyaya nasıl hakim olacağını.